Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv
 
TORLAKONDAN - BÜYÜK TAARRUZDAN SONRAKİ TAKİP HAREKATI SIRASINDA YUNAN TERÖRÜ - TÜRK FİLOZOF TORLAKON
   
 BÜYÜK TAARRUZDAN SONRAKİ TAKİP HAREKATI SIRASINDA YUNAN TERÖRÜ

BÜYÜK TAARRUZDAN SONRAKİ TAKİP HAREKATI SIRASINDA YUNAN TERÖRÜ
 Yazı Boyutu

 Tarih : 09.09.2014 - 19:59:55


Yunan işgalcilerin, Anadoluda 15 Mayıs 1919dan 14 Eylül 1922ye kadar süren Megalo-İdea çılgınlığı, ciltlere sığmayacak kadar geniş bir araştırma konusudur. Bu makale, tam 176 hafta süren Yunan mezaliminin son iki haftasındaki olayların özetlenmesi

 

BÜYÜK TAARRUZ’DAN SONRAKİ TAKİP HAREKATI SIRASINDA YUNAN TERÖRÜ

(Nazım BUDAK)

Komşumuz Yunanistan, zaman zaman sergilediği dostluk gösterilerine rağmen “Helenizm” yayılmacılığını canlı tutmakta ve Türkiye için önemli bir “Batı tehdidi” oluşturmaktadır. Uluslararası antlaşmalar hiçe sayılarak Ege Adaları ve Oniki Ada silahlandırılmıştır. Kıta sahanlığı, karasuları, hava sahası gibi meselelerle Ege’deki haklarımızı kısıtlama girişimleri sürmektedir. Türkiye üzerinde bir baskı unsuru olarak kullanılan Kıbrıs konusu, AB vesilesiyle yeni bir çıkmaza çekilerek “Enosis”e zemin hazırlanıyor. Batı Trakya Türklerine karşı uygulanan baskıcı politika, özellikle dini ve kültürel alanda yoğunlaşmaktadır. Kısacası, komşumuz Yunanistan, Türkiye aleyhtarlığını her fırsatta sürdürmekte; bir yandan da Atina kaynaklı propaganda merkezleri yoluyla, dünya kamuoyu önünde bizi suçlamaktadır.

11 Eylül 2001’den sonra dünya genelinde teröre karşı beliren hassasiyetin istismarı yoluyla Türkiye karşıtı faaliyetler yeni bir boyuta çekilmek isteniyor. Nitekim “#Ermeni soykırımı” iddiaları yeniden gündeme taşınırken, 14 Eylül gününün, “Küçük Asya’da Yunan soykırımı günü” olarak kabul ve ilan edildiği haberleri basında yer aldı. Esasen “Türklerin vahşiliği, barbarlığı, gayrimedeniliği(!)” Etniki Eterya Programının gereği olarak her fırsatta tekrarlanan; zamana ve şartlara göre yenilenen iftiralardır. “Ezeli ve ebedi düşmanımız Türklerdir” cümlesiyle başlayıp, “Megalo-İdea mutlaka gerçekleşecektir.” sloganıyla biten bu 17 maddelik Etniki Eterya programı, 1896’dan bu yana yürürlüktedir. Hedef, Türkiye’dir ve Yunan nesilleri bu ilkelere göre yetiştirilir.(1)

Öncelikle belirtelim ki, bu satırlar, Ege’ nin iki kıyısında yaşayan Türk ve Yunan insanı arasında düşmanlıkları körüklemek amacıyla yazılmamıştır. Esas olan, yakın tarihin iyi bilinmesidir. Düşmanlıklar, yanlış bilgiden kaynaklanır ve rahmetli Kazım Karabekir Paşa’nın deyimiyle: “Yanlış bilgi, felaket kaynağıdır.”

Tarih, 14 Eylül’ü, “Küçük Asya”yı işgale gelen ve üç yıl dört ay süreyle Batı Anadolu’da terör estiren Yunan işgal güçlerinin katliam ve zulümlerinden kurtuluşumuzun son günü olarak kaydetmiştir.(2)

Bilindiği gibi, 15 Mayıs 1919’da İzmir’e çıkarılan ve Helenizm hayalleriyle Türk insanına saldıran, kadın çocuk demeden kan döken, köyleri kentleri yakıp yıkan şımarık Yunan askeri, Sevr yapımcılarının desteğine rağmen Türk’ün azim ve iradesi karşısında yenilmiştir.

Yunan işgalcilerin, Anadolu’da 15 Mayıs 1919’dan 14 Eylül 1922’ye kadar süren Megalo-İdea çılgınlığı, ciltlere sığmayacak kadar geniş bir araştırma konusudur. Bu makale, tam 176 hafta süren Yunan mezaliminin son iki haftasındaki olayların özetlenmesi amacıyla hazırlanmıştır. Ermeni soykırımı, gibi masalları gündemde tutan, ASALA’dan PKK’ya kadar terör örgütlerine kucak açan komşumuz, her şeyden önce tarih önünde utanmalıdır.

Anadolu’yu işgale kalkan Yunan ordusu, 26-30 Ağustos günlerinde yapılan Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nde asıl kuvvetleriyle imha edilmişti. Terörü bir savaş türü olarak benimseyen bu düşmanın, yenilgisi sebebiyle, çekilme istikametlerindeki masum halktan intikam alacağı anlaşılıyordu. Kaçan artıkların tutunmasına imkan vermemek ve sebep olacağı muhtemel kötülükleri en aza indirmek maksadıyla sıkı bir takip harekatına karar verildi. Çok iyi planlanan bu harekat, askerimizin yorgunluğuna ve türlü imkansızlıklara rağmen feragatle ve süratle uygulanmıştır. Ne var ki, eşkıya sürüleri halindeki düşman askerleri, çekilme istikametlerindeki yerleşim yerlerinde dehşet saçtılar. En fazla başvurdukları eylem türleri, süratle gerçekleştirilen ve büyük zarara sebep olan yangınlar ve toplu katliamlardı.

1 Eylül’de bütün cephelerde takip harekatı başlatılırken havadan yapılan keşiflerde Eskişehir ve Uşak’ın yanmakta olduğu bildiriliyordu. O akşam Uşak’a ulaşan birliklerimiz, şehri ve ova köylerini alevler içinde buldu.

Süratle oluşturulan söndürme ekipleri ve halkın gayretine rağmen Uşak’ta 1785 ev, 12 cami ve 636 işyerinin tamamen yandığı tesbit edilmiştir. Köylerde de tahribat büyüktü.(3)  Şehrin kuzey tarafındaki birkaç mahalle ancak kurtarılabildi(4). İnsanca zayiat da fazlaydı. Gümüşköy ve Dörtdeğirmen köyünden 150 kadar kadın kayıptı. Bölgede yapılan aramalarda su kuyularında birçok ceset bulundu. Bu zavallı kadınların cesetleri de kuyulardaydı.(5)

2 Eylül sabahı yapılan hava keşiflerinde Uşak güneyindeki köylerin de yakıldığı anlaşıldı. Aynı günkü 2’nci Süvari Tümeni raporunda bölgedeki köylerin yanmakta olduğu, ırz ve namusa tecavüzlerin tesbit edildiği, yollarda başları kesilmiş ak sakallı ihtiyarların, erkek ve kadınların cesetlerinin bulunduğu belirtiliyordu(6) Aynı günün akşamı Yunan generallerinden Trikopis ve Diyenis ile bazı subaylar esir edildi. Akşamın karanlığında ıssız bir orman içinde onları teslim alan genç Türk subayı, kendilerine yardım etti, insanca davrandı. Oysa İzmir’in işgali sırasında genç bir Yunan subayı, kolordu komutanı Ali Nadir Paşa’nın şakağına tabanca dayamış, yüzüne tokat atmıştı. 56’ncı Tümen komutanı ve kolordu kurmay başkanı da aynı akibete uğramıştı. “Zito Venizelos” diye bağırmayan Albay Süleyman Fethi Bey ise süngülenmişti.(7) Perişan bir vaziyette esir edilen Yunan generalleri, intikam alınacağı korkusuyla beklerken, Türk subayının bu hareketi karşısında şaşırmışlardı. Cesetlerle dolu yollardan geçirilerek büyük bir yangın harabesi halindeki Uşak’a getirildiler. Esirler arasındaki kurmay subayları huzuruna kabul eden Garp Cephesi Kurmay Başkanı Albay Asım (GÜNDÜZ), onlara hitaben: “Sizleri muntazam asri ve medeni bir ordunun subayları diye mi, yoksa kana susamış sefil bir çetenin efradı olarak mı karşılayayım? Bunda mütereddidim.” demişti.(8)

Harekâtın daha da hızlandırılması amacıyla piyade birliklerinden de atlı kıtalar teşkil edildi, fakat barbarlık önlenemiyordu. 3 Eylül’de Salihli doğusundaki Dorali köyüne ulaşan 21’nci Süvari Tümeni öncüleri, evlere doldurulup yakılmak üzere olan köylüleri son anda kurtarabildiler. Akşama doğru Eşme’ye giren 8’nci Tümen birlikleri, kasabayı alevler içinde buldular. Son birkaç bina Tümen İstihkam Bölüğünün gayretiyle kurtarılabildi. Kasabada yirmi kadar ihtiyardan başka kimse kalmamıştı.(9) Başkomutanlık karargahıyla Eşme’ye gelen Siirt Mebusu Mahmut Bey, o vahşeti şöyle anlatıyor: “#...Eşme’ye geldik. Yunanlılar bu şehri de yangın harabesine çevirmişler. İki yüz haneli ve oldukça mamur bu kasabada bir kulübe bile yangından masun kalmamış. Düşmanın kaçış yolu, harabeye ve yangın tarlasına dönmüş”(10)

Ova köylerinin de durumu aynıydı. Korkunç bir terör estirilmişti.

Hava sıcaklığı yükseliyor, güneş çarpma olayları ve su sıkıntısı artıyordu. Bölgede su ihtiyacının sağlandığı kuyular, düşmanın öldürüp attığı insan cesetleriyle doluydu.(11) Cephe Komutanlığının 3 Eylül tarihli raporunda, “#Savaşı kaybettiğini anlayan kindar ve gazaplı düşman çaresizliğinin intikamını müdafaasız halktan ve senelerdir istismar ettiği beldelerimizden alıyor.” sözleriyle başlıyordu(12)

General Fahri Belen, Büyük Taarruzu değerlendiren bir yazısında şöyle diyordu: , “Yunanlılar çekilirken köyleri, şehirleri yakıyorlardı. Yollarda öldürülenler, kapalı yerlerde toptan yakılanlar, kuyulara atılanlar görülüyordu.”#(13)

Bu kin ve gazabın en korkunç izleri 5 Eylül’de geri alınan Alaşehir’de görüldü. İlk Kuvayı Milliye teşkilatını kuran bu şehrimizin fedakar ve kahraman halkı insafsızca katledilmiş, binaların tamamı yakılmıştı. Bazı kadın ve erkekler ise kayıptı. 1’nci Ordu Komutanlığından Cephe Komutanlığına sunulan 5 Eylül tarihli akşam raporu şöyle başlıyordu: #5 Eylül saat 17 00’da Alaşehir kasabası kurtarıldı. Düşman, Alaşehir kasabasını ve köylerini tamamen yakmış, kadın çocuk demeden bütün halkı öldürmüştür.(14)

Siirt Mebusu Mahmut Bey’in notlarında Alaşehir için yazılanlardan birkaç satır bile bu vahşeti belirtmeye yeterlidir: “#6 Eylül 1338 (1922), Eşme’den hareketle Alaşehir’e vasıl olduk. Düşman kundakçılığının en feci eseri bu şehirde... 400 evden 20 ev bile kalmamış. Ahaliye de çok zulüm yapılmış. Yol üzerindeki bütün köyler de yanmış. Harabe halinde...”(15)

Bütün bu yangınların planlı olarak çıkarıldığı, özel birimler kullanıldığı, ağırlık teşkil eden parlayıcı ve patlayıcı maddelerin yangın çıkarılacak yerlere taşındığı çeşitli kaynaklardan tesbit edilmiştir. Mahmut Bey’de buna değiniyor:  “...Paytonla Salihli’ye geldik... Köyler yakılmış. Soruyoruz: Nasıl yaktı? Tafsilat veriyorlar: Benzin, kundak, hususi müfrezeler. Yani sistemli bir gayret. Mezarlığı bile yakmışlar. Niçin;? Hikmeti ne? vahşet ve alçaklık.”(16)

Bu vahşet ve alçaklığa rağmen ne harp esirlerine ne de bölgedeki Rum asıllılara en ufak bir kötülük yapılmamıştır. Komutanlar, Türk askerinin kin ve intikam hissine kapılmayacağından, düşmanın seviyesine inmeyeceğinden emindiler. Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa (ÇAKMAK), İnönü Savaşları ve sonrasıyla ilgili bir değerlendirmesinde Yunan zulümlerine de değinerek askere olan güvenini şu sözlerle belirtmişti: “Türk askerleri şimdiye kadar böyle cellatlık, kundakçılık ve yangıncılık görmemiştir... Ordumuz, intikamı savaş meydanlarında mertçe, düşmanlarından almayı öğrenmiştir. Düşmanlarımızın derecesine inmeyeceğiz.”(17) Düşman bu  “cellatlık” ve “#kundakçılığı”nı 6 Eylül’de geri alınan Bayındır ve köylerinde de sergilemişti. Daha güneyde Nazilli, alevler içindeydi. Şehri bir baskınla ele geçiren Demirci Mehmet Efe gönüllüleri ve 74’ncü Alay’a mensup birlikler, büyük gayret göstererek şehrin bir kısmını ancak kurtarabildiler.

7 Eylül sabahı 1’nci Kolordu takip müfrezeleri, Salihli-Turgutlu yolu üzerindeki Ahmetli’ye ulaştılar. Yakılmamış tek bir bina bile kalmamıştı. Ahalinin bir kısmı binalara doldurularak yakılmıştı. Bir kısmı ise, kloroform koklatılarak bayıltılmış ve midelerine akıtılan benzin ateşlenerek patlatılmışlardı.(18) Kolordu Kurmay Başkanı Binbaşı Muharrem Mazlum (E.Orgeneral İSKORA) o günleri, “Hiç bir düşman Yunan kadar zalim olamaz Yunan’ın çıktığı her köyde, her kasabada bizi yangınlar, yıkılmış evler, ırzlarına tasallut edilmiş kadınlar, çocukları katledilmiş analar karşılıyordu” sözleriyle anlatıyordu.(19) Aynı gün Akhisar Ovasına inen 5’nci Süvari Kolordusu öncüleri, bütün ova köylerini alevler içinde buldular. Kolordu’nun 14’ncü Tümeninden saat 20 00’da verilen raporda düşmanın Alaşehir’den götürdüğü kadın ve erkeklerden bir kısmının kurtarıldığı, diğerlerinin düşman askerleri tarafından öldürülmüş olduğu belirtiliyordu. Musacalı-Tepeköy istikametinde ilerleyen 1’nci Süvari Tümeni günlük raporunda da asıl konu yine yangın ve katliamdı. Aynı gün Batı Cephesine verilen raporda Turgutlu Kasabasının yakılmış olduğu, halkın bir kısmının öldürülmüş olduğu, bazılarının da diri diri yakılmış olduğu belirtiliyordu.(20)

1995 Yılında Turgutlu ile ilgili bir sempozyumda sunulan bir tebliğe göre yangın, Turgutlu’nun kurtuluşundan iki gün önce başlatılmış. İkisi atlı biri yaya olan üçer kişilik yangın çıkarma postaları mahallelere dağılmış. Atlıların terkilerinde taşınan benzin tenekeleri ve paçavralarla evleri ateşe vermişler. Yerli Rum ve Ermeniler de onlara kılavuzluk etmişler. Yakılan binalardan dışarıya fırlayan insanlar kurşunlanmış, bir yandan da talan ve yağma yapılmış. Tahkiki Mezalim Komisyonu’nun tesbitlerine göre 6328 evden sadece 201’i sağlam kalmış. Çok kıymetli el yazması eserlerin bulunduğu Paşa Camii kütüphanesi de yakılmış.(21)

Düşmanın bütün kaçakları Manisa’ya dolmuştu. Şehirde korkunç olaylar olduğunu haber alan 14 ncü Sv.Tüm.ne mensup birlikler süratle şehre ulaştılar. Ne yazık ki Manisa alevler içindeydi. Tümen Emir Subayı Seyfettin Bey (ÇALBATUR), hatıratında: “#8 Eylül 12 00 sıralarında Manisa’ya girdiğimiz zaman, Manisa alevler içinde yanıyordu, Halk civar dağlara sığınmıştı” Yapılan tesbite göre 11337 binadan 7000’i tamamen yanmıştı.(22)

Güneyde Nazilli, Aydın taraflarından trenlerle İzmir’e çekilen düşman askerleri de demiryolu civarındaki bütün yerleşim yerlerini yakıyorlardı. Bütün bu insanlık dışı olaylar karşısında İzmir’in bir an önce kurtarılması için gayret gösteren birliklerimiz, 9 Eylül günü şehre ulaştılar. Düşman İzmir’i yakmaya fırsat bulamamıştı.. Ne var ki, 13 Eylül günü şehirdeki yerli rum ve ermenilerin aynı anda birçok yerde çıkardıkları yangınlar, itfaiyenin ve 8’nci Tümenin gayretlerine rağmen, yeni yangınlarla büyüyerek yayıldı. Alsancak, Pasaport, Basmane ve çevreleri kül oldu. 1’nci Kolordu Komutanlığının raporuna göre İzmir yangınında 25000 kadar ev ve işyeri tamamen yanmıştı.(23)

Kuzeyde Eskişehir-Bursa istikametine çekilen düşman birlikleri de yine korkunç yangınlar çıkardılar, toplu katliamlar yaptılar.

     Bütün bu eşkiyalığın, yunanlıların iddia ettiği gibi, kaçan askerlerin kontrol dışı hareketlerinden kaynaklanmadığı açıkça bellidir. Cephe Komutanı İsmet Paşa (İNÖNÜ) o günleri anlatırken şöyle diyordu: “Afyon’dan yol açıldığından İzmir’e kadar yalnız muharebe meydanlarından değil, dört tarafımızdan bitip tükenmeyen yangın sütunları arasından geçerek gelmişiz. Bu yangınların sebepleri, büyük tarih hadiseleri içindeki sebeplerdir. Küçükler emir aldıklarını söylerler, büyükler disiplin kalmadığını söylerler.”(24)

     Ancak bu vahşetin kaçan düşman artıklarının disiplinsizliğinden değil, önceden planlanmış ve yeri gelince uygulanmış terörist eylemler dizisi olduğu inkar edilemez. Yunan ordusunun en yetkili kişisi olan eski Başkomutan Papulas, Ayafotini Kilisesinde yapılan önemli bir toplantıda, Anadolu’yu terk etmek zorunda kalırsak her tarafı yakıp enkaz ve kül halinde bırakacağız demişti.(25)

     Başkomutan Gazi Mustafa Kemal, Büyük Zafer’den sonra Meclise hitap ederken düşmanın bu insanlık dışı hareketlerine de değinerek aynen şöyle demiştir: “#Yunan ordusunun en son erinden dahi Anadolumuz temizlenmiştir. Kahraman askerlerimizin süngülerinden canlarını kurtaranlar, cihana karşı ebediyen utançlı olarak kalabilecek şekilde ancak kaçabilmişlerdir. Bu kaçkınlar asker değil, ancak haydutlar, canilerdir. Her geçtikleri yerde savunmasız bir halde bulunan kadınlarımızı, çocuklarımızı, ihtiyarlarımızı kesmişler ve yakmışlardır. Birçok yerimizi ateşe vermişler, harabelere çevirmişlerdir. Bu zulmün ve vahşiliğin etkisini bütün insanlık cihazı ve medeniyet ümit ederim ki duyacaktır.” (26)

Evet, medeni alem, işgalcilerin Anadolu’yu terk ettikleri 14 Eylül’ün bir soykırım günü değil, Anadolu’da soykırıma girişenler için bir utanç günü olduğunu unutmamalıdır. Türk aydını, Milletimizin tarihini karalamaya yönelik bu gibi asılsız iddiaları insanlık alemine duyurmak zorundadır.

         DİPNOTLAR

1.       Etniki Eterya (Yunan Millî Cemiyeti) Yunanistan’ın kuruluş ve yayılış politikalarını belirleyen gizli Yunan örgütünün ismidir. Türkiye’yi hedefleyen faaliyet programı silahlı şiddete dayanır. Amaç, Ege’yi bir iç deniz yapmak, Batı Anadolu’yu ilhak etmek, Bizans İmparatorluğu’nu ihdas etmektir. (bkz. Türk-Yunan İlişkileri ve Megalo-İdea, Kültür Bakanlığı y., Ankara, Yayın No. 594)

2.       Geniş bilgi için Bkz. Nurdoğan Taçalan, Ege’de Kurtuluş Savaşı Başlarken, Milliyet y. İst. 1971. s. 81.

3.       Genkur. Harp Tarihi D. Başkanlığı yayını seri No.1, Kitap III, s. 35.

4.       Cemal Kutay, Ege’nin Kurtuluşu, İst. 1981. s. 139.

5.       Genkur. age. s. 27 (2’nci Sv. tüm. Harp Ceridesi)

6.       Age. s. 45.

7.       Nurdoğan Taçalan, age s. 251.

8.       Genkur. age, s. 55.

9.       Age, s. 71.

10.     Siirt mebusu Mahmut Bey’in Notları, Hayat Tarihi Mecmuası sayı 17, s. 10-18.

11.     Genkur. age, s. 74.

12.     Cemal Kutay, age, s. 142.

13.     Fahri Belen, “Büyük Taarruz”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, sayı 18, s. 70.

14.     Genkur. Harp Tarihi D. Arşiv: 4/4557, d. 18, K. 1904.

15.     Hayat tarih Mecmuası, agy. s. 7, sayfa 10-18.

16.     Mahmut Bey’in Notları, age, s. 10-18.

17.     Belgelerle Türk Tarihi Dergisi sayı 18, s. 24.

18.     Genkur, age, s. 109-118.

19.     Hayat Tarih Mecmuası, “Düşmanın Zulmü”, sayı: 7, s.11.

20.     Age, s. 104.

21.     Mehmet Emin Dinç, 5 Eylül 1995’te Turgutlu Sempozyumuna sunulan tebliğ. Türk Kültürü D. sayı 391.

22.     Hayat Tarih Mecmuası, MANİSA, Cilt 1, s. 4 .

23.     Genkur. age, s. 260.

24.     Belgelerle Türk Tarihi Dergisi. “Sakarya’dan İzmir’e”, sayı 18 s. 34.

25.     Genkur. age, s. 261.

26.     BTTD. “Mustafa Kemal, Büyük Taarruz ve Zafer”, sayı 18, s. 19

(Kaynak: http://www.mudafaai-hukuk.com.tr/arsiv/agustos03_08.html)


  Editör :  TORLAKON

3947 Kişi Tarafından Okundu.

Yazdır Yorum Ekle Tavsiye
 
1 2 3 4 5   Bu Habere Toplam 44 Puan Verildi
 Kaynak :  MÜDAFAA-İ HUKUK

 Kategori ¬ TORLAKONDAN

  Yorum ( 0 )   

Kayıtlı Yorum Bulunmuyor.

 

 Bu Kateoriye Ait Diğer Başlıklar

 
 
 

 Duyuru
  DEĞERLİ CANLAR MERHABA Torlakon ocağı, Türk Milletinin ve insanlığın bekâsı için tütmektedir. Nefesi olmak istiyorum, kâlbi vatan için atanın; sesi olmak istiyorum, toprakta kefensiz yatanın(TORLAKON)  

 
Henüz Haberlere Puan Verilmemiş..
 
Bugün için Haber Eklenmedi.
Bu Hafta içinde Haber Eklenmedi.
Ülkemizdeki Bitki Türleri Ülkemizdeki Bitki Türleri
Ülkemizde tahminen 12 bini aşkın bitki türü bulunmakta olup bunların da üçte biri endemiktir, yani sadece ülkemize özgüdür. Yabani bitki adları yörelere göre değişebilmekte olduğundan, bilimsel adlarıyla zikredilmeleri önemlidir. İşte bazı örnekler:...
 
 Takvim
 
 Ziyaretçi İstatistikleri
   
 Online : 5
 Bugün : 5
 Dün : 140
 Toplam : 674566
 Ip No : 54.81.254.212
     
 
 Vatan Size Minnettar
 

 
 Son Haberler
 
 Popüler Haberler
 
 Döviz Bilgileri

  Döviz Alış Satış
  Dolar 4.8420 4.8507
  Euro 4.2882 4.3166
 
 Hava Durumu



 
 Reklam



 

 



 
 

   © Copyright - 2008- TÜRK FİLOZOF TORLAKON - Tüm Hakları Saklıdır. 

TÜRK FİLOZOF TORLAKON

 Çilem.Net altyapısını kullanmaktadır.