Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv
 
TORLAKONDAN - Bir VİCDANSIZ RETÇİnin Anatomisi - TÜRK FİLOZOF TORLAKON
   
 Bir VİCDANSIZ RETÇİnin Anatomisi

Bir VİCDANSIZ RETÇİnin Anatomisi
 Yazı Boyutu

 Tarih : 24.07.2008 - 20:25:11


Kendilerini uyanık zanneden ve toplumu da davar yerine koyan ipten kazıktan kopmuş her çeşit Türk düşmanı sırtlanlar ortalıkta arz-ı endam etmeyi sürdürüyorlar.

 

Terörist ve katillerle barışık-kardeş oldukları halde kendilerini "savaş karşıtları", "askerlik karşıtları" veya "vicdani retçi" olarak adlandıran bu kirli sırtlanların asıl karşı oldukları şey ise, Türkiye'de Türkler'in yaşamaya devam ediyor olmalarıdır.

Birinci hedefleri Türk Ordusu, ikinci hedefleri de Türk Milliyetçileri yani ÜLKÜCÜLER'dir.

Bu iki gücü karşı karşıya getirebilmek de en büyük arzularıdır. Çünkü onlar da pek ala bilmektedirler ki; Türk Ordusu ortadan kaldırılsa bile, zamanımızın Kuvayı Milliyesi olan Ülkücüler savunacaktır bu Cennet vatanı.

Vahşetlere bütün Dünya'nın seyirci kaldığı Bosna, Karabağ ve Çeçenistan mazlumlarının imdatlarına yetiştikleri gibi savunacaklardır. Zalime karşı ALP, mazluma karşı da EREN olacaklardır(Tüm şehid yoldaşlarımın ruhları şad, yurtları da pürnur olsun)…

"İlkesi olmayanın kişiliği, kişiliği olmayanın ülküsü, ülküsü olmayanın da ülkesi olmaz."(Torlakon öğretisi)

"Eski ülkücü vicdani retçi" başlıklı yazıyı göndermiş dostlarım.

"İyibilgi" adlı sitede yayınlanmış.

Okuyunca dellendim ve derhal sorguladım:

Birinci sorgulamam, mezkur site sorumlularına;

Beyler!... Millet sizi iyibilgi yayıyor sanmakta! Oysa bu sayfanızda da görüldüğü gibi kötü, kirli ve hain bilgilere de alet olmaktasınız! ÖZÜR DİLEMEYECEK MİSİNİZ?!!!...

İkinci sorgulamam, yazıyı Radikal'de yazan Y.T. adlı şahsa;

Hooop! Dur bakalım orada! Torlakon duvarına tosladın!...

Yazdığın yazıyı her çeşit vatan haini veya cahil kullanmış ve kullanmaya da devam ediyor!

OYSA SEN YALAN YAZMIŞSIN! Oturduğun yerden senaryo uydurmuş, bir katil-hırsızdan efsane kahraman türetmeye çalışmışsın!

Haydi cevap ver!

Eski ülkücü diye nitelendirdiğin katilin "Ülkücü" olduğunu nerenden uydurdun? Eğer bu şahısta Ülkücülüğün "Ü"sü olsaydı bizim haberimiz olurdu!... Ayrıca, Ülkücülüğün "Ü"süne sahip bir kişi, kalleşçe ve arkadan vurarak öldürmez; malını da çalmaz!...

Adanmış bir ülkücü palavrasını da vurgulamışsın! Neye, kime adanmış?!

"Vatan millet aşkıyla yanıp tutuştuğu, yoksulluğa, adaletsizliğe olan tepkisini milliyetçiliğin bayrağına sarılarak gösteriyordu." martavallarını eklemeyi de unutmamışsın!

Sen yanlış kişiyi tarif etmişsin! Katil-hırsızın katlettiği sarraf Muharrem AKSU'yu anlatmışsın! Adanmış, milliyetçi ve pırıl pırıl olan Muharrem idi!

Aklın sıra yalan dolanla Ülkücülüğü, Türk Ordusuna karşı kullanma peşine düşmüşsün vb!...

Banaz Yörükleri derler ki; "Bilmediğin b.ku, git de mektebinde oku!"

Sana ODTÜ'de martaval uydurma eğitimi mi verdiler?

Bu yalanlarla toplumu yanılttığın için ÖZÜR DİLEME ZAHMETİ GÖSTERİRSEN, herkese duyuracağım. Aksi takdirde "Yalancı-sahtekar" bir yazar olmayı sürdüreceksin!...

Üçüncü sorgulamam, vicdansız retçi'ye;

Demek, vatan için askerlik yapmaya vicdanın elvermiyor öyle mi?

Peki anlat öyleyse!

Muharrem AKSU'nun ensesine demirle vurup sersemlettikten sonra tekmeleye tekmeleye nasıl öldürdüğünüzü anlat!

Bir mübarek Ramazan ayı(13 Şubat 1995) iftarından sonra O'nu "kahve içme" bahanesiyle nasıl hurdalığa götürüp tuzağa düşürdüğünüzü anlat!

Kaç dakikada can verdi Muharrem?

Hanginiz daha çok vurdu? Balcı'lı Meso mu? Karaköse'li İbo mu yoksa sen mi?

Anlat! Anlat!

Muharrem'in cansız bedenini, zemheri gecesi ayazında Dumlupınar göletine çuvalla nasıl attığınızı anlat!

Ceset suyun dışına vurmasın diye, çuval içine kaç tane taş koyduğunuzu anlat!

Muharrem'in cebinden dükkanın anahtarlarını alarak, tüm para ve altınları nasıl çaldığınızı anlat!

Paraların bir kısmını saklayıp, bir bölümüyle de Romanya'ya giderek nasıl alem yapıp harcadığınızı anlat!

Başkalarının alınteriyle kazandıklarını yeyip içmek çok mu keyifli oluyordu anlat hele!

Paralar bitince geri dönmek çok mu dokundu?

Göle attığınız cesedin tam 72 gün sonra nasıl ortaya çıktığını anlat!

23 Nisan bayramı sonrası göle gezintiye gelen Kaymakam, Savcı ve Belediye başkanı gibi yöneticilerce nasıl tesadüfen fark edildiğini anlat!

Çuval çürüdüğü için taşlar dökülünce ceset açığa çıktı diye sövmüş müydünüz çuvala?

Anlat hele anlat!

İçkili kafayla orada burada konuştuğu için olayın ortaya çıkmasına sebep oldu diye sövmüş müydünüz Balcı'lı Meso'ya?

Maktul'un yakınlarının Meso'yu nasıl konuşturup sesini gizlice teybe kaydettiklerini ve mahkemeye sunduklarını anlat!

Olaydan 7,5 ay sonra nasıl enselenip hapse konulduğunuzu anlat!

Suçunuzun askerlik yaparken ortaya çıkmış olması soğutmuş olmasın sizi askerlikten?

Maktulun parasıyla aldığınız gayri menkulleri de anlat!

Muharrem'in geride kalan yakınlarının çektiği ızdırap ve bozulan ruh halleri hiç dokunmadı mı vicdanınıza?

Biliyorum; sizin vicdanınız bu sorulara cevap verecek konumda değil! Dumlupınar göletine çuvaldan dökülen taşlara soralım da onlar söylesin bari!
İpten kazıktan kopmuş ne kadar hain, bölücü ve Ermenici varsa, destek kampanyası başlatmışlar senin için! Eee, bozacının şahidi şıracı!

Vicdani retçiyim diyorsun! Vatan için Mehmetçik olmaya vicdanım elvermiyor diyorsun! Ermenistan'a git de Mıgırdıç ol o zaman!

Muharrem toprak olalı 13,5 yıl oldu! Siz O'nu öldürdünüz, tüm varlığını harcadınız ve yaşamaya da devam ediyorsunuz!

Askerlik yapmamak için açlık grevine başlamışsın! Balcı'lı Meso ile Karaköse'li İbo'yu da yanına al! Birlikte geberip gidin de, adalet yerini böyle bulsun bari!...

Ben böyle adaleti icat edenin yedi sülalesini…! diyesim gelir.

Ammavelakin, edebim elvermez.

En iyisi yine Karac'oğlan gibi söylemek;

Ben adalete adalet demem! Bu katil-hırsızlar da çuval içinde Dumlupınar göletine atılmadıkça!...

Türk Filozof TORLAKON

http://www.mehmetcik.gen.tr/artikel.php?artikel_id=656 (Uşak Cezaevi vahşeti)

 

Yalan dolması malum yazı(Yerseniz...)
Eski ülkücü vicdani retçi

 

"Eskiden adanmış bir ülkücü olan Mehmet Bal, vicdanına kulak veren, kendi toplumsal kimliğini kişisel ahlakına kurban etmekten çekinmeyen biri olarak askerliği reddediyor. Beşiktaş Jandarma İnzibat Karakolu'nda Mehmet Bal'a işkence edildiği iddiaları ayyuka çıktı..." Yıldırım Türker yazdı.

 

 Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Paksüt'ün böylesine kritik bir dönemde Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Başbuğ ile görüşmesi elbette haberdir. Kaldı ki verildiği anda birçok anlamlar, haydi onların diliyle söyleyelim, imalar içerir.
Paksüt konu hakkındaki açıklamasında, Türk milletinin 7 bin yıldır Anadolu topraklarında medeniyetler kurduğunu, medeniyetlerle kaynaştığını, medeniyetini ve kültürünü üç kıtaya götüdüğünü ifade ederek devletin kurumlarının bu bilinçle hareket eden insanlardan oluştuğunu söylemiş. En önemlisi, "Bu haberlerdeki maksadı seziyorum. Yüce Türk milletimizin de eşsiz zekâsıyla bunu sezdiğine inanıyorum. Maksatlı bir ima yapıldığı kesindir" buyurmuş.
Genelkurmay da köpürmüş, zehir zemberek bir açıklamayla üç kıtaya gözdağı vermiş. Evet ama, eşsiz zekasıyla sivrilmiş halkına bir açıklama daha borçlu değil miydi memleketin en güvenilir kurumu? Beşiktaş Jandarma İnzibat Karakolu'nda Mehmet Bal'a işkence edildiği iddiaları ayyuka çıktı.
Mehmet, bir kez daha içeride.
Üç kıtaya bulaşmış yüce Türk medeniyeti bilinciyle hareket eden insanlardan oluşan devlet kurumlarına inat, Mehmet Bal, Mehmetçik olmayı reddediyor çünkü.
Mehmet için yıllar önce bir yazı yazmıştım. Mehmet'i tanımayanlar için bir kez daha anlatalım.

Mehmet'in hikâyesi
Adanmış bir ülkücüydü. Uşak'ın Banaz ilçesinden, çiftçilikle uğraşan altı çocuklu bir ailenin oğluydu. Vatan millet aşkıyla yanıp tutuşuyor, yoksulluğa, adaletsizliğe olan tepkisini milliyetçiliğin bayrağına sarılarak gösteriyordu. Meslek lisesi mezunuydu. Gözü karaydı. İnancı ve gençliğinin sarhoşluğu içinde sürüklenmeyeceği serüven yoktu. Nitekim bir gün iki arkadaşıyla birlikte bir kuyumcunun öldürülmesi olayına karıştı. Cinayetin siyasi bir yanı yoktu. Ama cinayetin aydınlanması ve tutuklanması, Mersin'de yapmakta olduğu askerliğine rastladı. Henüz 20 yaşındaydı. Eskişehir Askeri Cezaevi'nin bir koğuşu artık ondan soruluyordu. Koğuş mümessiliydi. Ardındaki cinayetten söz etmez, kuyumcunun ölümündeki sorumluluğunu kabul etmezdi. Adı, Mehmet Bal'dı.

Bir gün koğuşuna bir vicdani retçi geldi. O zamana dek tanıdığı kimseye benzemiyordu. Mehmet, koğuş mümessilliğini ciddiye alırdı. Yeni gelenleri korumaya çalışır, onların ezilmesine izin vermezdi. Yeni gelen tuhaf adamla uzun uzun tartışıp onu anlamaya çalıştı. Adam, asker kaçağı değildi. Askerlik yapmak istemediğini gerekçeleriyle açıklamış, başına gelecekleri de kabul etmişti. Hayır, silaha dokunmayacaktı. Hayır, askerlik eğitiminden geçmeyecekti. Hayır, bedeli hapis de olsa asker olmayacak, sayılı gündür geçer deyip katlanmayacak, inancını savunacaktı. Vicdandan, vicdanın kan kardeşi retten bahsediyordu. Bu en ağır sivil itaatsizlik eylemiyle savaşın, ölümün, emir alıp emir verme üstüne kurulu toplumsal ilişkilerin karşısına dikiliyordu. Kasırga karşısında bir saz kadar güçsüzdü. Ama öte yandan göz kamaştırıcı bir gücü vardı. Koruma altına almayı, geçiştirmeyi reddettiği hayatının kırılganlığından alıyordu bu gücü. Sorgulanması imkânsızlaştırılmış, tabular anası olarak göğsümüze çökmüş bir konuda akıllı olmayı bir yana bırakıp bize vicdanının uğultusunu dinletiyordu. Güvendiği büyükleri yoktu. Savaşın ve hayatın emir komuta zincirinin bir halkası olmayı reddeden bu adamın tahliye edildikten bir süre sonra yine hapishaneye kendi iradesiyle dönüşü inanılmazdı. Belki de Mehmet, adama o an inanmaya başladı. Vicdanın ne olduğunu ağrılarından biliyordu. Silahı, kanı, ölümü tanımış olmak elinden tuttu. Ölümle, silahla, savaşla yüzleşti. İlk gençliğinin yedi yılını geçirdiği hapishaneden çıktığında gücünü güçsüzlüğünden, bütünlüğünü paramparça hayatından aldığını bilen bir Mehmet Bal'dı.

Hemen askere alındı. Silah almayı reddetti. Kendisine büro görevi verildi. dokuz buçuk ay kendini didikleyerek askerliğini sürdürdü. Sonunda militarist aygıtla hiçbir biçimde işbirliği yapmayacağını beyan ederek askeri kimlik ve eşyalarını birliğe teslim etti. Adana Askeri Cezaevi'nde yargılanmayı bekliyor. Tek tip giysiyi reddettiği için açlık grevine başladı.
İki kişilik hücrede kelepçeli tutuluyor. Morali yerinde.
Biraz kısaltarak açıklamasını veriyorum.

Vicdani reddimi açıklıyorum
Bizzat 9.5 ay gibi bir süre içinde bulunduğum askerliğe, 18 Ekim 2002 tarihi itibarıyla devam etmemeye ve vicdani reddimi açıklamaya karar vermiş bulunuyorum. Beni askerliği yapmayı reddetmeye götüren nedenler kısaca şöyledir:
Militarizm, özü itibarıyla yok etmeyi bir sorun çözme yöntemi olarak kabul eder. Kendisini haklı çıkarabileceği çeşitli nedenleri öne sürerek, sonuçlarından da kendini kurtarmak için çeşitli yasalar ile yaptığını/yapacağını meşrulaştırmaya çalışır.... Militarizmin özünü teşkil eden bir diğer unsur ise kayıtsız şartsız itaattir. İnsanı kayıtsız şartsız itaate götüren yollar da özenle hazırlanmıştır. Ta en başından itibaren içine doğulan coğrafyanın ve toplumun güvenliğini sağlama iddiası ile, kişiye sırası gelince bu yolda katılımı dayatılır. Kişiye hiçbir biçimde fikri sorulmaz. Gerekçeler hazırdır. İnsanların çizilen bu yolda gösterdikleri davranışlar adeta kutsallaştırılarak sunulur. İçine doğduğun toplum, hatta anne ve
baba bile bunların doğruluğundan ve kutsallığından hiç şüphe etmemektedir. Kendi çocuklarını, birilerinin ortaya koyduğu bu yolda fedaya dahi hazırdırlar.

Dünyanın içinde bulunduğu şu anki durum da yukarıdaki kirli oyunları net bir şekilde yansıtmıyor mu? ABD ve yandaşlarının 11 Eylül'ü ve başka bir takım bahaneleri öne sürerek önce Afganistan'ı yerle bir etmesi, şimdi de Irak'a saldırmak için hazırlanmasının altında yatan gerçek nedenlerin güvenlik vs. olmadığını herkes biliyor. Fakat sağduyunun güvenli kolları herkesi sarmış durumda. İnsanlar atılacak bombaların paramparça ettiği/edeceği tüm canlıların oluşturduğu/oluşturacağı manzarayı vicdanlarına nasıl kabul ettiriyorlar acaba? Birkaç kesim dışında çeşitli platformlarda dillendirilen çağrılara hiç kimsenin karşılık vermemesinden ve savaşa karşı tepkisini ortaya koymamasından, dolaylı da olsa ABD ve yandaşlarının güç aldığı da bir gerçek değil midir?

Gerek kendi yaşamımda bizzat yaşayarak edindiğim acı deneyimler, gerekse 9,5 ay doğrudan içinde bulunarak edindiğim izlenimler doğrultusunda vicdanımın sesini daha fazla inkâr edemeyeceğimi anladım. Bundan sonrası için gerekçesi ne olursa olsun vicdanım ve iradem dışında bana askeri veya sivil, yerel veya evrensel, hiçbir kişi, kurum veya yapının dayatacağı hiçbir edimi yerine getirmeyeceğimi belirterek vicdani reddimi kamuoyuna deklare ediyorum.

Ayrıca kaçmak gibi bir düşüncemin olmadığını belirtmek isterim. Son bir defa birliğe giderek askeri kimliği ve eşyaları teslim edeceğim. MEHMET BAL

Mehmet Bal'la dayanışmaya
Vicdan, kişisel huzursuzluğun kaynağıdır. İnsanın dünyayla yüzleşmesinde onu aklıselim diye dayatılan toplumsal zapturapt aygıtına karşı kışkırtandır. Yalnızca vicdanına kulak veren, kendi toplumsal kimliğini kişisel ahlakına kurban etmekten çekinmeyenler, iyice yalıtılmış, dünyanın ses geçirmeyen kıyısında bırakılır. Vicdani retçilerin, yani askerlik yapmayı reddedenlerin yıllar önce başlatmış olduğu mücadele karşısında basın-yayın organlarının kör-sağır-dilsiz kalması, tam da bunun aleni örneğidir.
Tekrarlıyorum.
Gün gelecek, insanlık tarihinin yeniden yazımında kahramanlıklarıyla göğsümüzü kabartanlar; arkalarına adsız şehitlerin dev gölgesini almış, savaşlarda kazandıkları madalyalarla göğüsleri süslü, omuzları apoletlerle ağırlaşmış  muzafferler olmayacak. Tarihin şu insana dar gelen loş döneminde her şeyi göze alarak vicdani ret hakkını savunan; direnişleriyle insana ve vicdana
selam yollayanlar olacak.

  Editör :  TORLAKON

2885 Kişi Tarafından Okundu.

Yazdır Yorum Ekle Tavsiye
 
1 2 3 4 5   Bu Habere Toplam 95 Puan Verildi
 Kaynak :  TÜRK FİLOZOF TORLAKON

 Kategori ¬ TORLAKONDAN

  Yorum ( 0 )   

Kayıtlı Yorum Bulunmuyor.

 

 Bu Kateoriye Ait Diğer Başlıklar

 
 
 

 Duyuru
  DEĞERLİ CANLAR MERHABA Torlakon ocağı, Türk Milletinin ve insanlığın bekâsı için tütmektedir. Nefesi olmak istiyorum, kâlbi vatan için atanın; sesi olmak istiyorum, toprakta kefensiz yatanın(TORLAKON)  

 
Henüz Haberlere Puan Verilmemiş..
 
Bugün için Haber Eklenmedi.
Bu Hafta içinde Haber Eklenmedi.
Bu Ay içinde Haber Eklenmedi.
 
 Takvim
 
 Ziyaretçi İstatistikleri
   
 Online : 13
 Bugün : 45
 Dün : 26
 Toplam : 675841
 Ip No : 54.198.3.15
     
 
 Vatan Size Minnettar
 

 
 Son Haberler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi
 
 Popüler Haberler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi.
 
 Döviz Bilgileri

  Döviz Alış Satış
  Dolar 4.7538 4.7624
  Euro 4.2697 4.2980
 
 Hava Durumu



 
 Reklam



 

 



 
 

   © Copyright - 2008- TÜRK FİLOZOF TORLAKON - Tüm Hakları Saklıdır. 

TÜRK FİLOZOF TORLAKON

 Çilem.Net altyapısını kullanmaktadır.