Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv
 
TORLAKONDAN - Yok Böyle Bir Devlet - TÜRK FİLOZOF TORLAKON
   
 Yok Böyle Bir Devlet

Yok Böyle Bir Devlet
 Yazı Boyutu

 Tarih : 15.08.2012 - 21:06:41


Bir devletin ayakta kalmasının güvencesi güvendir. Büyükler, sandığınız kadar büyük değil şişiktirler. Patlatan olmazsa bile, üfürücülerin soluklarının kesilmesiyle birlikte solmaya başlarlar. Gerçek büyükler ya gözden ıraktırlar ya da toprak altında

 

   Yok Böyle Bir Devlet!

Olsa bile yok olur!...

   Ordusu, kanunları ve hazinesi, bir devleti ayakta tutan sacayağıdır. Bu üçlü ayak, zemini sağlam olan her ortamda kararlı olarak ayakta durabilir ve üzerindeki devleti taşıyabilir. Zemin çürürse, devlet de ayaklarıyla birlikte çöker. Demek ki, zemin sağlam olmazsa, ayakların elinden bir şey gelmiyormuş. İşte o zeminin adına ‘GÜVEN’ deniyor.

   Milletin veya halkın güveni…

Zemin yani güven sağlam olursa, ayakların tamiri her zaman mümkün olur:

* Ordu çökerse, halk kendini onun yerine kor; araba direksiyonundan tüfek, tırafik lambasından bazuka, düşmanın patlamamış bombalarını söküp de mayın yapar. Meslek lisesinde okuyan üç genç(elektronikçi, tornacı, kimyacı) roket veya füze yapar. Her şeye rağmen hiçbirşey bulamazsa şayet, kazma kürekle savunur yurdunu. Yeter ki güven olsun…

“Şartlar zorlaştıkça, zekâlar da gelişmek zorunda kalır.”(Filozof Torlakon)

* Hazine çökerse, parmakta, bilekte, kulakta, yastık altında ne varsa ortaya dökülür ve yeniden ayağa kaldırılır. Karavanada yemek çıkarılamıyorsa bile, üzüm hoşafı, o da bulunmadı ot yaprak, o da olmadı kil kül yemeye razı olur millet. Yeter ki güven kaybolmasın…

* Kanunlar çökerse eğer, işte bunun tamiri çok zor olur. Çünkü kanunların zemini sarsıntı kabûl etmez. Devletleri devlet yapan ve kararlı kılan kanunlarıdır. Kanunlar kanun olmaktan çıkarsa, ordu da dağılır, hazine de talan olur…

“Türk ülkesi, Türk aklı ve kanunlarıyla yönetilmelidir. Onun bunun kanunlarıyla yönetilen bir ülkede, onun bunun adamları da çoğalır, çocukları da… Ve o ülkeyi bekleyen kaçınılmaz sonuç ‘Onun Bunun Ülkesi’ olmak ve onun bunun çocukları tarafından yönetilmektir.”(Filozof Torlakon)

   Kanunlara güven kaybolmuş ve ülke de işgâle uğruyorsa, komşusunda “ABD Türkiye’yi de işgâl etsin, Irak’ta yaptıklarını Türkiye’de de yapsın!” deyip duran biri varken, onu halletmeden kim cepheye koşabilir ki?...

   Îdam cezasının kaldırılmasıyla birlikte suçlar ve kanunsuzluklar hızla artmış, halkın devletine olan güveni ise buna paralel olarak azalmıştır. Kanunsuzlar çok cesurlaşmış, kanunlular ise tedirginleştikçe tedirgin olmuşlardır. Katil, hain, arsız ve hırsızlar ipten kazıktan kurtulmuş gibi sağa sola saldırır olmuşlar; “Yakalanırsak bile devlet bize eşşek gibi baksın!” düşüncesiyle, devleti babalarının eşeği yerine koyar olmuşlardır…

* Sudan bahanelerle kavga edip adam öldürmeler, can yakmalar,

* Kadın ve çocuklara karşı hayvanlardan aşağı davranışlarda bulunmalar,

* Otobüslerdeki, iş yerlerindeki, sokaklardaki insanları diri diri yakmaya çalışmalar,

* Son kalemiz olan Türkiye Cumhuriyeti Devletini yıpratmaya ve yıkmaya çalışmalar,

* Devletten yana olanları sindirmeye çalışmalar, yemek yediği kabı kirletip durmalar,

* Nankörlük, ihanet ve devlete meydan okumalar…

Çok arttı çok. Kirişi kırmış onun bunun çocukları çok arttı…

Dolayısıyla; îdam cezasının kaldırılmasında imzası bulunanlar, cinayet, ihanet, işkence, arsızlık ve hırsızlıkların asıl sorumlularıdır. Bunların hayatta olanları uçkur lastiğiyle boğulmalı(çabuk gebermesinler diye), zıbarmış olanların da kemikleri mahkemeye getirilip yargılanmalıdır.

“Bir devletin ayakta kalmasının güvencesi güvendir.”(Torlakon)

Güveni büyük ölçüde yok edenler, îdam cezasını kaldıranlardır…

“Büyükler, sandığınız kadar büyük değil şişiktirler. Patlatan olmazsa bile, üfürücülerin soluklarının kesilmesiyle birlikte solmaya başlarlar. Gerçek büyükler ya gözden ıraktırlar ya da toprak altında.”(Filozof Torlakon)

   Mevcut iktidar partisinin yaptıklarına gelince;

* Alengirli birilerini bürokrat yaparak veya uzun süre bakanlık koltuğunda tutarak kürt mafyasının semirmesini sağlamak,

* ‘Açılım’ adı altında ayrışmayı ve kini körükleyip kutuplaşmayı hızlandırmak,

* Bir takım tezgâh dâvâlarla ve şaibeli itirafçıların suçlamalarıyla terörün faturasını güvenlik güçlerine, dolayısıyla devlete kesip, asıl teröristleri de aklayıp haklı konuma getirerek terörü azdırmalarına çanak tutmak,

* Suçlanan devlet görevlilerinin herhangi bir ceza almadan yıllarca hapiste tutularak kahırlarından ölmelerine zemin hazırlamak,

* Güvenlik güçlerinin morâlini çökertmek, milletin de ordusuna ve devletine olan güvenini sarsmak,

* Sıfır olarak devraldığı terörün patlamasına meydan vermek,

* Gidişâtın iç savaşa doğru seyrine seyirci kalmak,

* Meclisteki ermeni kökenli vekil “Benim ardımda silahlı bir ordu var, senin ardında kim var ulan!?” diye Türk milletvekillerini tehdit ederken, sokaktaki veletleri de aynı çıkışı Türk çocuklarına karşı yapma cesaretini bulur olmuşlardır,

* Hemen hergün bir vekil veya belediye başkanı ortada boy gösterip “Silahlandık ve savaşa hazırız! TC’ye haddini bildiririz! İsterseniz bir deneyin!” diye tehditler savurarak meydan okumaları sıradan hâle gelmiştir,

* Öte yandan “Terör amacına ulaşamayacak! Ülkenin bütünlüğünü kimse bozamayacak!” çürük sakızını çiğneyip durmak,

* Oysa terör başarılı olmuştur ve olmaya da devam etmektedir! Devlet yüzmilyarlarca lirayı havaya harcayıp geri kalmış, onbinlerce vatan evladının da anası, atası, evdeşi, kardeşi ağlayıp durmuş, şehitlerin kemikleri, gazilerin de yürekleri sızlayıp durmuştur…

* “Sıra Türkiye’ye geliyor!” dedi diye komşu İran’a şiddetle kızılıp tepki verilmiş. Oysa İran tamamıyla haklıdır çünkü Suriye’nin bugünü Türkiye’nin yarınıdır. Suriye’nin bugünü Türkiye’nin dünü de olabilirdi fakat İran’ın öncelik arz ediyor olması sırayı değiştirmişti. Türkiye en son olarak nükleer güce erişmek üzere olan İran’a karşı kullanılacak ve sonrasında da bölünüp parçalanacaktı. Yani şu anda Türkiye, komşusu İran sayesinde uzatmaları yaşamaktaydı… Kürt kılığına bürünmüş olan bâzı Türkiye ermenileri bir an önce iç savaş çıkartmak için yıllardır sabırsızlanıp duruyor fakat ABD ve yandaş batılılar tarafından sabra zorlanıyorlardı. Hele bir İran’ın da işi bitirilsin, ondan sonrası kolaydı…

   Evet, terör başarılı olmuştu, ermeniler başarmıştı. Türkiye iç savaşın eşiğine getirilmişti. Sözde soykırım ve tehcirin hesabını sormaya ramak kalmıştı. Hani şu askersiz ve silahsız bölgelerimizde halkımızı vahşet ötesi şekilde işkencelerle katledişlerinin cezası olarak Osmanlı ülkesinin başka bir yerine göç ettirilmişlerdi ya! Hani o ermenilerden bazıları kürt çeteleri tarafından yollarda katledilmişlerdi ya! İşte o nedenle “Türklerden toprak, kürtlerden de kan alacağımız var!” deyip duruyorlardı ya! Vakit geliyordu; 100 yıl önce yaptıkları ihânetin tekrarını kürtlere yaptıracak, Türkiye iç savaşı çıkartılacak ve halk birbirine yeterince kırdırıldıktan sonra Birleşmiş Milletler tarafından işgâl edilip, doğusu ermenistan ve israil arasında pay edilecekti…

Dehşete bir bakalım:

* Türkiye Kürtlerinin yarısı teröre doğrudan destek veriyor; çok azı hariç olmak üzere diğer yarısı da duruma sessiz kalıyor ve her geçen gün de durum daha da kötüye gidiyor,

* Devleti taşlayanlar çocuk diye serbest bırakılıyor, terfi ederek molotof atmaya başlıyor ve ardından da silaha sarılıp roketatar atar hâle geliyor,

* Çocukları ve gençleri azmettirip sokaklara ya da dağlara yönlendiren kıravatlı teröristler hakkında derhâl işlem yapılmıyor, devletten aldıkları maaş kesilmiyor, sesleri kısılmıyor,

* Vekillerden ermeni kökenli biri, bir nüfus sayımı öncesi “Erkekseniz bu sayımı etnik kimliğe göre yapın! Biz 25 milyonuz! Haydi hodri meydan!” diye ortalığı velveleye vermişti. Ağabeyleri kulağını çekmiş olacaklar ki bir daha sesini çıkarmadı. Oysa nüfus sayımı etnik kimliğe göre yapılsa 5 milyon bile kürt çıkmaz. Çingeneler bile her bölgemizde “Çingeneyiz” veya “Romanız” deme erkekliğini gösterirken, doğudakiler kürt olduklarını söyleyecekler fakat batıdakiler kerhen “Türküz” diyerek kendilerini gizleyeceklerdir. Çünkü sadece İstanbul’daki kürt sayısı, tüm doğu ve güneydoğudakilerden fazladır. Ülkenin bir şehrini ayırmanın bile, önü alınamayacak bir savaşa dönüşeceği, kapı komşularının birbirini boğazlayacağı apaçık ortada olduğu halde, aptalca tutum ve davranışları inatla sürdürüyorlar,

* “Ülkenin doğusunda sizi istemiyoruz, hastirin gidin! Batısını size bırakacak kadar aptal da değiliz! Savaş için gereken hazırlığımızı da yaptık!” diyorlar,

* Ve böyle bir durumda da ülkeyi yönetenler “kıraldan fazla kıralcı” bir tavır içinde, daha düne kadar kardeş olunan Suriye’yi iç savaşa sürüklemek için başı çekiyorlar. Kasabın bıçağını yalamak kurbanı kurtarabilir diye mi düşünüyorlar ne? İsrail ve batılı haydutların ise ağızları kulaklarında…

“Tarih mezarlığı, yanlış ata oynayan bahisçilerle doludur;

Kıraldan fazla kıralcı olanın ölümü kıralın elinden olur.”(Torlakon öğretisi)

* Türkiye, müttefiklerinden başka hiç dostu kalmamış bir devlet durumuna düşürülmüş. Oysa, o müttefikler ki; 100 yıl önce Osmanlı’nın üzerine çullanıp yıkmış, şimdi de ondan geriye son kale olarak kalan Türkiye Cumhuriyeti’ni yok etme niyetinde olan haydut sürüsü…

Evet, dünya üzerinde böyle bir devlet daha yok! Olsa bile yok olur!...

* Kendi hainini türetip semirtme konusunda eşi benzeri olmayan bir devlet konumundaki Türkiye, daha dün de Barzani itini besleyip semirtmiş ve bugün kendisini tehdit edip toprak ister hale getirmiştir.

“Nankörlük hainliğin küçüğüdür; nankör büyüyünce hain olur.“(Filozof Torlakon)

* “Çıraklık, kalfalık, ustalık” denilerek, devlet yönetimi çömlekçi dükkânına döndürülmüş, zilli dansöze döndürülen Millî Eğitim de çocukları ve gençleri ruh hastası yapmıştır…

   Oysa bu hükümet çok güçlü gelmişti, rakipsizdi, muhalefet de göstermelikti. Kalıcılığını ve rakipsizliğini sürdürmek için yapılmıştı CHP ve MHP’ye fuhuş operasyonları. Umut olma yolundaki Muhsin Yazıcıoğlu da karadaki kazalarda yok edilemeyince, havadaki tuzağa çekilmişti…

   Evet, hükümet pek çok hatalı uygulamaya imza atmıştı. Fakat her şeye rağmen gönül ister ki; 1938’den beri yabancı güdümüne sokulan ve geri bırakılan ülkemizde bu hükümet hem tüm dünyayı yanıltarak zaman kazanıyor, hem de ülkeyi toparlamaya ve geliştirmeye çalışıyor. Bu arada biz halk da yanılıyor ve hükümeti eleştirdiğimiz için de günaha giriyor olsak. Ah keşke!...

   Endişelerimiz yersiz olsa keşke! Fakat Müslüman ülkelerin durumu içler acısı. Sanki, İslâmın 6. şartı “aptal olmak”mış gibi bir durum var ortada. Çünkü, topraklardan önce zihinler işgâl ediliyor. Akıllar tutuluyor, aptallıktan geçilmiyor. Oysa Tanrı, Yunus Sûresi 100. Âyette “Aklını güzelce kullanmayanların üzerine pislik yağdırırız.” buyuruyor. Bu ne dehşet verici bir uyarı! Eğer siz aklınızı gerektiği gibi kullanmazsanız, Müslümansınız diye kayırıp torpil geçmem. Dünyanın bir yerlerinden kâfir kullarımı getirip üzerinize pislettiririm. Ayrıca sizlerin aptallığı yüzünden, kitabımın üzerine ve kutsî yerlerimin içine de pislerler. Irak ve Afganistan’da yapmış oldukları gibi…

“Zihinleri işgâl edilmiş olanlar, düşmanlarının istediği şekilde düşünür ve davranırlar. Bencillik hâkim olur ve herkes her türlü fedakârlığı başkasından bekler. Fedakârlık sahipsiz kalınca da, vatan ve insanlıktan eser kalmaz. ‘Titre ve kendine dön!’ demek, zihnini işgâlden kurtar demektir.”(Filozof Torlakon)

   Bu kötü gidişe sessiz kalan Müslüman Kürt kardeşlerimize sesleniyorum! Meydanı, kürt kılığına bürünmüş kıripto ermenilere ve yahudilere bırakmayın! Hayattaysanız eğer, varlığınızı bugün gösterin ve sesinizi duyurun! Aksi takdirde, cehennemin dibine düşünce yapılan haykırışlar para etmeyecektir!...

“Zamanında söylenmeyen söz, tedavülden yeni kalkmış kâğıt para gibidir.”(Filozof Torlakon)

Ben bir Türk evladıyım!

Barış ve insanlık dertlisiyim!

Doğadaki tüm canların da haklarıyla,

Dünya barışı ve insanlığın huzuru için çırpınıyorum!

Bunu benden önce başarabilen olursa;

İster İbrahim’in torunlarından biri,

İsterse herhangi bir Âdemoğlu,

Bir Pigme, bir Eskimo,

Ayağının altını öpmeye hazırım!

Esen kalsın insanlık!

Esen kalsın kavim kardaş!

Esen kalsın bencileyin dertliler!...

(FİLOZOF TORLAKON)
 

  Editör :  TORLAKON

2538 Kişi Tarafından Okundu.

Yazdır Yorum Ekle Tavsiye
 
1 2 3 4 5   Bu Habere Toplam 270 Puan Verildi
 Kaynak :  TÜRK FİLOZOF TORLAKON

 Kategori ¬ TORLAKONDAN

  Yorum ( 0 )   

Kayıtlı Yorum Bulunmuyor.

 

 Bu Kateoriye Ait Diğer Başlıklar

 
 
 

 Duyuru
  DEĞERLİ CANLAR MERHABA Torlakon ocağı, Türk Milletinin ve insanlığın bekâsı için tütmektedir. Nefesi olmak istiyorum, kâlbi vatan için atanın; sesi olmak istiyorum, toprakta kefensiz yatanın(TORLAKON)  

 
 
Bugün için Haber Eklenmedi.
Bu Hafta içinde Haber Eklenmedi.
GÜNDEME DAİR SÖYLEMLER GÜNDEME DAİR SÖYLEMLER
Ulu orta öylesine sapkın söylemler cirit atmaya başladı ki; dindar bir yönetimde toplumun dinden imandan çıkmaması için ifrat ve tefrit kavramlarına çok iyi vurgu yapıp durmak gerekiyor. Aksi takdirde aptala acıyan olmayacak ve aklını kullanmayan mil...
 
 Takvim
 
 Ziyaretçi İstatistikleri
   
 Online : 6
 Bugün : 99
 Dün : 219
 Toplam : 706688
 Ip No : 54.234.228.78
     
 
 Vatan Size Minnettar
 

 
 Son Haberler
 
 Popüler Haberler
 
 Döviz Bilgileri

  Döviz Alış Satış
  Dolar 5.2810 5.2905
  Euro 4.6764 4.7074
 
 Hava Durumu



 
 Reklam



 

 



 
 

   © Copyright - 2008- TÜRK FİLOZOF TORLAKON - Tüm Hakları Saklıdır. 

TÜRK FİLOZOF TORLAKON

 Çilem.Net altyapısını kullanmaktadır.