Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv
 
TORLAKONDAN - NNNALLAH GAHRETSİNG - TÜRK FİLOZOF TORLAKON
   
 NNNALLAH GAHRETSİNG

NNNALLAH GAHRETSİNG
 Yazı Boyutu

 Tarih : 01.06.2012 - 14:56:41


Doğruları takdir edemiyorsanız, eğrileri de etmeyin ki, eğrilik mârifet sanılmasın. Unutmayın, eğrilik yaygınlaştıkça, eğrilerin eline düşme olasılığınız da artar(Torlakon öğretisi). Düzensizliğin düzenine çomak sokmakla suçlu görülen Cafer bâzı ceza

 

     “NNNALLAH GAHRETSİNG!”

(Bu öykü tamamen hayâl ürünüdür. “%97’si gerçek yav!” diyenler de çıkabilir. Elin ağzı torba değil ki büzesin:-))

   Her zaman olduğu gibi, sanalağdaki günlük hevâdislere göz gezdirerek mesâiye başladıktan sonra bilgisayar oyunlarıyla vakit geçiren Zırtıl, saatine baktığında yemeğe daha 20-25 dakika vardı. Oyundan da oldukça sıkılmış, saatlerdir bir yere kımıldamayıp otura otura da vücudu ‘koltuk dolgusu’ hâlini almıştı… Değişik bir şeyler yapmalıydı…

   Mesâi arkadaşları ona gıyâbında “Katakulli Zırtıl” diyorlardı. Sol zihniyetten gelme olduğu halde, her hükümet döneminde ‘adamına göre’ tavır sergileyen ‘oriyental madam’ tiplemelerinden biriydi. Bu aralar serbest piyasada ‘cemaatçilik’ pirim yaptığı için, gelecek vaadeden cemaatlerin ardına gölge gibi takılır, abdestsiz şipşak namaza da dururdu… Peşinden gittikleri, onu bâzı şekillerde nemalandırıyordu fakat, asıl taleplerini de bir türlü karşılamıyorlardı. Çünkü ‘adı çıkmış dokuza’ydı. İstenmeyen adam durumunda olmasına rağmen o yüzsüzlükte sınır tanımıyor, askıntı olmayı sürdürüyordu. Oda oda dolaşarak yaptığı yoğun kulis çalışmalarından da bir sonuç çıkmıyordu. “Benim gibi dopdolu bir adam boş boş oturtulmamalı!” diye söylenip durduğu halde, ömrünün çoğunu, bilgisayar karşısında oyun oynaya oynaya geçiriyordu…

   Öte yandan işyerinde de bâzı kısıtlamalar söz konusu olmaya başlamış, “Helâya giderken bile âmirlerinden izin alınacak!”, “İşyerinde olanbiteni dışarıya duyuranlar, dört yıla kadar hapisle yargılanacak!” türünde duyurular yayınlanmaya başlanmıştı. Başbakandan torpilli olarak yönetime gelen Efrayim, çevresindeki körükçülerin de şişirip yönlendirmesiyle esip gürlüyordu. Çalışanlar açısından oldukça hoşnutsuz ve güvensiz bir ortam oluşmuştu. Zâten, hayli zamandır neredeyse bütün hakların mahkeme yoluyla elde edildiği bir işyerine dönüşmüştü. Adâlet isteyenler mahkeme yoluna zorlanıyorlardı ve mahkemeye gidenlerin de hemen hepsi kazanıyordu. Zorlayan yöneticilerin tuzu kuruydu çünkü zararı karşılayacak olan kendileri değil, işyeri, dolayısıyla da devletti. Onlar, hak arayanların başlarının ağrıması ve ezilip sürünmeleri taraftarıydılar…

   En son haksızlığa uğrayan da, selamsız işe başlamayan, işe koşarak gidip gelen ve yüzü hep gülüp duran Cafer’di. Bir haksızlığı dile getiren yazı yazmış, adâleti hatırlatmış ve böylelikle de ‘düzensizliğin düzenine çomak sokan’ durumuna düşüp ‘suçlu’ oldurulmuştu… Cezalandırılması ve böylelikle de, aradığı adâletin üstüne yatılıp, hoşaf soğutma yoluna gidilmesi gerekiyordu. Böylelikle disipline verilip sürgüne gönderilen ve bâzı haklardan da mahrum edilen Cafer sabra sarılmış, olayın seyrini de zamâna ve Mevlâ’ya bırakmıştı…

“Doğruları takdir edemiyorsanız, eğrileri de etmeyin ki, eğrilik mârifet sanılmasın! Unutmayın! Eğrilik yaygınlaştıkça, eğrilerin eline düşme olasılığınız da artar!”(Torlakon öğretisi)

   Heyecanlı olduğu kadar da toy olan Efrayim, “hemşerim” dediği Cafer’e bir kere olsun “Hele anlat n’oldu?” diye sorup dinlemek yerine, etrafındaki körükçülere kulak verip daha da gerilerek oyuna gelmiş, fitneye âlet olmuş ve kendisine de yazık etmişti. Çünkü; çevresindeki muhâlifleri, gücünün görünmeyen tarafının çok daha etkin olduğunu düşündükleri Cafer üzerinden kavga çıkarttırıp onu yıpratmak ve daha da gözden düşürmek hesâbındaydılar. Cafer’in tavrı kavgayı engellemiş ve hesapları da bozmuştu…

   Başbakandan torpilli olarak geldiği makâmda kendisine yüksek hedefler koyan heyecanlı Efrayim “Bir adım sonrası bakanlık, iki adım sonrası başbakanlık, üç adım sonrası da comburt” diyerek, mebus olma hayâli kurmaya başlamıştı. Oysa kendisi bakanlıkça ‘istenmeyen adam’ durumundaydı. İki de bir şöyle zıtlaşılıyordu:

Bakanlık – İstifa et ülen!

Efrayim – Etmeörüm!

Bakanlık – Bırak get ülen!

Efrayim – Getmeörüm!...

   Taraflar “kim daha başbakanın adamı” kavgası verirken, Cafer’in komşuköylüsü bakanyardımcısı olmuştu. Adı ‘yardımcı’ olsa da o başbakanın ‘daha da’ adamıydı… Hükümetçe istenmeyen, işyerinde de hiç sevilmeyen duruma düşen Efrayim nihayet hâl edilip boyunun ölçüsü aldırılmış ve “mutmain olmuş” bir şekilde kabuğuna çekilip ortalıkta da gözükmez olmuştu. Cafer’e karşı yapılan haksızlığa çanak tuttuğu ve kendisini kullananların da konumlarını güçlendirip hallerinden de gâyet memnun oldukları için pişman mıydı bilinmezdi. Tez dönen keser ve sapın ardından ortaya çıkan yeni durum, kendi halinde bir derbeder olan Cafer’i “Eyyub”laştırır mı, “Cabbar”laştırır mı, yoksa “Çakır”laştırır mıydı, o da bilinmezdi…

   Yöneticilerin birbiriyle takışık ve kavgalı olduğu böyle bir ortamda, huzursuz, hoşnutsuz ve güvensiz olan çalışanların yüzleri, yapmacık gülümsemeler dışında gülmemekte ve herkes kendi gölgesinden korkar haldeydi. Çokları, oda arkadaşıyla küs olup, telefonlarına bakmamakta, gelen misafirleriyle veya evraklarıyla da ilgilenmemekteydi… Öte yandan, asıl iş yapanlar bir takım engellerle karşılaşıp çalışmaları aksarken, Zırtıl, daha önce yöneticilik yaptığı için, bilgisayar ve sanalağ hizmetlerinden sınırsızca yararlanıyor, bıkıncaya kadar filim indirip izliyor, kafası şişinceye kadar da oyun oynuyordu…

   Bir süre çenesini kaşıdıktan sonra, yemek saatine kadar telefon kulisiyle iş halletme çabasına girişmeyi düşündü. Bâzı tanıdıklarını aradıktan sonra, muhabbete uygun bulduğu biriyle hasbihâli derinleştirdi. Onu çekiştirip bunu depiştirdikten sonra telefona son verdiğinde bir de baktı ki yemek saati başlayalı çok olmuş; telaşla koşturduğunda ise kuyruğa takılmaktan kurtulamamıştı. Pastırmalı kurufasülyenin müşterisi de çoktu…

   Sırası geldiğinde yemeğini alıp oturacak masa baktığında kararsız kalmış, “Bu masada kıl bir herif var, şurdakinde gerzeğin teki oturmuş, diğerindeki elmakurdunu oldumolası sevmem, ötekisindeki çıbanbaşı zaten mîdemi bulandırır…” diye düşünüp gide gide daldırmış ve çıkış kapısına doğru yönelmişti ki, garsonlardan biri, “Odaya gidecekse biz götürelim Zırtıl âbi!” diye seslendiğinde uyanıp birden geri döndüğünde, tepsisindeki tabaklar kayıp düşmüş, pastırmalı kuru ve hıyar turşuları yerlere saçılmıştı. Canının sıkkınlığı üzerine gelen bu terslikle birlikte iyice gerilmiş ve “Nnnallah gahretsiñ!” deyip, tabağını da bırakıp gitmişti…

   Efkâr dağıtmak için dışarı çıkmış ve çevredeki amerikanvâri atıştırma yerlerinden birine girip oturmuştu. “Rakı içemiyoruz, bâri çay içelim” diye düşünürken gelen garsonla aralarında şöyle bir konuşma geçmişti:

Garson --- Hoş geldiniz efenim, neyi arzu ederdiniz acaba?

Zırtıl --- Çay var mı çay?!

Garson --- Var efenim, küçük mü büyük mü olsun?

Zırtıl --- Küçük kaç para, büyük kaç para? (Eski yıllarda helâların girişinde yazılı olurdu, ‘büyük şu kadar, küçük şu kadar kuruş’ diye. Oysa şimdilerde büyük küçük hiç fark etmiyor; genelde 25 kuruşa içilen su, 50 kuruşa işeniyor :-(()

Garson --- Küçük üç, büyük de altı lira efenim…

Zırtıl --- Nnn?!

Garson --- Fakat sizin gibi babayiğit âbilerim genellikle küçük içtiklerinde beş, büyük içtiklerinde de on lira atar, üstünü de bahşiş olarak bırakırlar.

Zırtıl --- Lnn! Ulan bizim işyerinde altı liraya beş çeşit yemek veriyorlar be!

Garson --- Çayınızı da orda içseydiniz âbi!

Zırtıl --- Nnnllh!...

(ÖNEMLİ NOT: Bu öykü senaryo olarak izinsiz kullanılamaz, ayrıntılı senaryo istenirse yazılır.)
 

  Editör :  TORLAKON

2081 Kişi Tarafından Okundu.

Yazdır Yorum Ekle Tavsiye
 
1 2 3 4 5   Bu Habere Toplam 200 Puan Verildi
 Kaynak :  TÜRK FİLOZOF TORLAKON

 Kategori ¬ TORLAKONDAN

  Yorum ( 0 )   

Kayıtlı Yorum Bulunmuyor.

 

 Bu Kateoriye Ait Diğer Başlıklar

 
 
 

 Duyuru
  DEĞERLİ CANLAR MERHABA Torlakon ocağı, Türk Milletinin ve insanlığın bekâsı için tütmektedir. Nefesi olmak istiyorum, kâlbi vatan için atanın; sesi olmak istiyorum, toprakta kefensiz yatanın(TORLAKON)  

 
 
Bugün için Haber Eklenmedi.
Bu Hafta içinde Haber Eklenmedi.
ÇEÇELİ KARA MURAT ÇEÇELİ KARA MURAT
Minkarip-Mıngırap köyü bugünkü ismiyle Çamyuva köyünde yapılan muharebeyi kaybeden Yunan kuvvetleri panik halinde Gediz civarındaki kuvvetlerle birleşmeyi amaçlamaktadır. Ama yollarını kaybetmişlerdir. Mıngırap ve Aşağı Karacahisar köylerini ateşe ve...
 
 Takvim
 
 Ziyaretçi İstatistikleri
   
 Online : 25
 Bugün : 129
 Dün : 186
 Toplam : 686964
 Ip No : 54.162.159.33
     
 
 Vatan Size Minnettar
 

 
 Son Haberler
 
 Popüler Haberler
 
 Döviz Bilgileri

  Döviz Alış Satış
  Dolar 6.2671 6.2784
  Euro 5.5463 5.5830
 
 Hava Durumu



 
 Reklam



 

 



 
 

   © Copyright - 2008- TÜRK FİLOZOF TORLAKON - Tüm Hakları Saklıdır. 

TÜRK FİLOZOF TORLAKON

 Çilem.Net altyapısını kullanmaktadır.