Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv
 
TORLAKONDAN - YELLENİRKEN OKUNACAK DUA(?) - TÜRK FİLOZOF TORLAKON
   
 YELLENİRKEN OKUNACAK DUA(?)

YELLENİRKEN OKUNACAK DUA(?)
 Yazı Boyutu

 Tarih : 22.05.2012 - 14:14:48


Kendi aklına hâkim olamayanlar, başkalarının aklına mahkûm olurlar. Kendi gerçeklerini haykıramayanlar, başkalarının iftirâlarında boğulurlar. Kendi yurduna sahip çıkamayanlar; Vatan Bayrak Namus diye ağlar dururlar. (Torlakon öğretisi)

 

     YELLENİRKEN OKUNACAK DUA(?)

“Delinin duâsına âmin diyebilirim, aptalınkineyse demem.”(Torlakon)

   “Yahudiler yemek yerken konuşmazlar. Onlara benzememek için biz konuşuruz.” diyorsun. Sofraya tükrük saçmadan konuşma titizliğini gösterebilecek kaç görgülü çıkar diye sorduğumda da, “Müslümanın artığı müslümana şifâdır.” cevabı veriyorsun. Hâl böyle olunca da, kendini şeyh olarak tanıtan istismarcıya kapı aralıyorsun; “Benim tükrüğüm daha da şifâlıdır.” diye ağzına tükürüyor; hızını alamayıp bâdelemeye kalkıyor…

   “Yahudiler ibâdet ederken gözlerini kaparlar. Onlara benzememek için biz açarız.” diyorsun. Fakat gördüğüm odur ki; günlük hayatta uyurgezer bir hâldesin, namazda cin gibi olsan neye yarar?...

   “Yahudiler birbirine çok tutkundurlar. Kendilerinden olanların hep yükselmesini ister, içlerinden birinin başına bir hâl geldiğinde de derhâl yardıma koşup toparlanmasını ve eskisinden daha iyi olmasını sağlamaya çalışırlar.” deyip duruyorsun…

   Peki öyleyse sen ‘onlara benzememek’ için mi;

Kendi insanına sâhip çıkmak bir yana, onun onmasını istemiyorsun?

Onun başına bir belâ geldiğinde sevinip şıkıdım çalıyorsun?

Orada burada aleyhte dedikodularla ömür harcıyorsun?

Münâfıklığın kâfirlikten daha kötü olduğuna inandığını söylediğin hâlde, kendinle çelişik oluşun neden?

“Bugüne kadar hep laikler yedi, biraz da biz yiyelim” dediğini duyuyorum. Ne demek bu? Bu zihniyet münâfıkça değil de ne?...

Kimi kandırdığını sanıyorsun; kulu mu, Tanrıyı mı yoksa kendini mi?

Yapıp durduğun edebiyat hep “İslâm kardeşliği” üzerineydi. Oysa icraatın hep “menfaat kardeşliği” üzerine. Üstelik; yabancıyla kuzu sarması olurken, kendi kardeşini elinin tersiyle itip dışlar oldun… N’oldu?

“Müslüman müslümanın kardeşi”ydi,

“Kardeşinin dedikodusunu yapmak, onun ölüsünü yemekle eşdeğer”di,

“Kendisi için istediğini, Müslüman kardeşi için de istemeyen Müslüman değil”di,

Her Cuma günü imam hutbede “Şüphesiz ki Allah adâleti, iyiliği ve yakın akrabaya bakmayı emreder.” Âyetini ne zamandan beri haybeye söyler oldu?…

***

   Çukurovada çöp toplarken karşılaştığım bir Yörük kardaşım şöyle dert yanmıştı; “Bir araştırma yapsak Anadolu’da 30-35 milyon kadar olduğumuzu görürüz. Kendi partimizi kursak, tek başına iktidar bile olabiliriz. Oysa bizler birbirimize küsüz, konuşmuyoruz, arka çıkmıyoruz ve hâliyle de ‘üvey evlat” muamelesi görüp garip kalıyoruz. Kimimiz çöpçüyüz, kimimiz kapıcı, kimimiz amele, kimimiz ırgat…”

   Ulusal çıkarlar, ulusları insanlıktan çıkarmaktadır! İnsanlıktan çıkmayıp da sahip çıkacak tek ulus varsa, o da bizim ulu ve asil milletimizdir. Dünya barışı ve insanlığın huzuru Türk Birliği ve Gücüne bağlıdır. Bunun için de hep “BİR OLALIM! İRİ OLALIM! DİRİ OLALIM!” deyip durdu, Önden Giden Ulu Atalarımız… “Ulu sözü dinlemeyen, uluya uluya divâne olur.” der Atasözümüz…

***

   Kardeş bildiğin Filistinli öğrencileri ülkemizden çıkılayıp(paketleyip) götüren, çok değerli mühendislerimizi katleden İsrail illeti,

Katliamdan kaçıp ülkemize sığınan ve dünyanın en mert dürüst güzel insanlarından olan Çeçen kardeşlerimizi sokaklarımızda katleden Moskof çetesi,

Terörist diye Müslüman ülkelerden topladığı garipleri ülkemiz üzerinden işkence ede ede alıp giden küresel haydut ABD, seni ne zaman akıllandıracak?

Daha kaç çuvalı başına giymeyi,

Daha kaç Muavenet’ine kurşun yemeyi,

Daha kaç insanını teröre kurban vermeyi,

Daha kaç güzel canını ite köpeğe yem etmeyi,

Daha kaç kırmızı çizginden vazgeçmeyi düşünüyorsun?...

Rusya geliyor diye ABD’nin, ABD geliyor diye Çin’in kucağına koşup, daha ne kadar huzur arayacak; Kafkasyalını Moskof’un, Türkistanlını Çin’in, Türkmenini de ABD ve yandaşlarının insafına daha ne kadar bırakacaksın?!…

Yoksa… Yoksa, Irak’ın, Afganistan’ın durumuna düşünce mi uyanacaksın?!…

***

* Benzemeyi istemediğin ve kendini sömürttüğün Yahudi,

“Bizim için Yahudi olmak, Musevi olmaktan önde gelir.” diyor, yani; “Musa’nın ne deyip koduğu bizi o kadar ırgalamaz; Yahudi olmakla zâten üstünlüğü ve efendiliği doğuştan kazanmışız.” demek istiyor. Oysa sen Türklüğe sırt çeviriyor ve Arabın devesinin sidiğinde bile kerâmet arayıp içmeye kalkışıyorsun.

* Benzemeyi istemediğin Yahudi,

Senin inancına hakâret edip aşağılıyor. Oysa sen, onun ürettiği eşarbı en pahalıya alıp övünerek başına takıyorsun.

* Benzemek istemediğin Yahudi,

Seni kirli ve pis görüyor. Sen de gidip onun ürettiği temizlik ürünlerini alıp arınmaya çalışıyorsun.

* Benzemek istemediğin Yahudi,

Öldürülen her bir vatandaşına karşılık, düşman bellediklerinden 100 kişiyi ortadan kaldırıyor. Oysa sen otuz yıldır terörün kökünü kazımayı(!) sürdürdüğün hâlde, daha da gürleşerek geliştiğini görüp dura dura, ‘kökünü sökme’yi bir türlü akıl edemiyor ve akan gözyaşlarını seyredip ‘başsağlığı’ dilekleriyle yürek yangınlarını dindirmeye çalışıyorsun.

* Benzemek istemediğin Yahudi,

Kendi soyuna zarar verdiğini düşündüğü kimseleri, dünyanın neresinde olursa olsun, hayatta olanların bedenlerini, olmayanların da kemiklerini bulup getirerek yargılıyor ve acımasızca cezalandırıyor. Halbuki sen, kendi düşmanını kendin besleyip semirtiyorsun. Burnunun dibindekileri yakalayıp getirmek bir yana, meclisine koyup maaşa bağlıyor ve dokunulmazlık veriyorsun. Dün besleyip semirttiğin Barzani nankörü bugün senden toprak istiyor.

“Nankörlük hainliğin küçüğüdür; nankör büyüyünce hain olur.“(Torlakon öğretisi)

* Benzemek istemediğin Yahudi,

“Para gölgede kazanılır. Paraya hâkim olan, dünyaya da hâkim olur.” diyor ve ispâtını da gösteriyor. Parası bol olduğu için de çocuklarını en iyi biçimde eğitiyor, her türlü fırsatı sağlıyor, “Nobel” ödüllerini de kapıyor ve böylelikle “üstün zekâlı” olduklarına dünyayı ikna etmeyi başarıyor. Oysa sen, insanının güneşin altında ırgatlık yapıp kavrulmalarını veya başka kavimlerin hizmetçisi olmalarını izliyor ve alınterlerinin karşılıklarını bile alamayıp sızlanmalarına seyirci kalıyorsun. Çoban Ümmet’in kötürüm oğlu koltuk değnekleriyle koyun gütmeye çalışırken, Nobel ödülü alabilecek çalışmanın ortamını nasıl bulabilsin ki?...

* Ve benzemek istemediğin Yahudi,

Onlarca yıldır diğer küffar azınlıklarla ve loca tuzağına düşürdükleriyle işbirliği içinde sana kendilerini yönetici veya patron olarak seçtiriyor; kendilerini ve hânedanlarını âbâd ederlerken, ülkeyi berbat edip geri bırakıyorlar. Sen ise, isimlerine bakarak Müslüman sandığın kriptolar tarafından kullanılmayı ve güdülmeyi sürdürüyor; kendinden olanları ise bir kenara itip harcıyorsun. İkinci Dünya Savaşına girmediğimiz halde niçin geri bırakıldık da, Amerika’ya ve daha dün İngiliz fahişesi tarafından peydahlanan israile bağımlı yapıldık sorgulayamıyor; ölmüş suçluların kemiklerinin mahkeme salonlarına getirtilmelerini istemek bir yana, hayattaki hainlerin îdâmını bile isteyemiyorsun…

* Sonra da “Tavuk dübürü kadar İsrail, bütün bunları nasıl beceriyor ve dünyaya kafa tutabiliyor?” diye düşünüp, sakalını kaşımayı sürdürüyorsun…

* Dolayısıyla görünen o ki;

Yahudiye benzemedikçe, iflah olacağa da pek benzemiyorsun…

Ha!

Bu Yahudiler Araplarla amcaçocuğu olurlar. Yâni; İsmail ve İshak’ın torunları. Esas kadın Sare’den olan İshak torunu Yahudiler kendilerini ‘efendi’, cariye Hacer’den olan İsmail’in torunu Arapları ise ‘şamar oğlanı’ olarak görüp, başlarına belâ olmayı sürdürmektedirler.

İşte bak bu konuda sen Yahudilere hiç benzeme ve amcaçocuklarını da koruyup kolla, dayıçocuklarını da, Kızılderilileri de…

Hem “Birlikten kuvvet doğar” deyip duruyorsun ya!

Bugün soydaşına arka çıkamayan, yarın vatanına da sâhip çıkamaz!...

***

   Asıl konumuzu gargaraya verdiğimi veya unuttuğumu da sanma ha!

‘Yellenirken okunacak duâ’dan söz edecektik.

Şöyle diyeceğiz; “Egzozumu düşman taarruzundan koru ya Rabbi!”

Ardından da ‘olmayacak duâya âmin mi diyoruz acaba?’ diye şunları düşüneceğiz;

Osmanlı parçalanıp dağıldıktan sonra, özellikle Balkanlarda garip kalan kardaşlarımızın başlarına neler geldi? Hangi zulüm ve vahşetlere uğradılar? Daha dün Bosna’da şâhit olduğu vahşetleri daha önce hiç görmemişti dünya. Binlerce çocuk bile tecavüz edilerek öldürülmüş; Müslüman kadınlara tecavüzle yetinmeyip, köpeklerine de tecavüz ettirip durmuşlardı. Bu iğrençlikleri yapan aşağılık yaratıklar da “Türk”ten intikam almak için yaptıklarını söylüyorlardı. Oysa Osmanlı, böyle bir intikamı gerektirecek hiçbir şey yapmamış; Türklüğü de değil, adâleti ve insanlığı öne çıkarıp uygulamaya çalışmıştı. Eğer Osmanlı birazcık İngilizler gibi yapsaydı, Avrupalıların çoğunluğu Türkçe konuşuyor olurdu. Ve herkesin bildiği gibi; Avrupa’dan kovulan Yahudilere de bağrını açmıştı fakat, koynunda belâ beslediğini anladığında da iş işten geçmişti.

Osmanlı pek çok âlim yetiştirmişti fakat;

“Asalaklar, kendilerini taşıyanların kanlarını emerek teşekkür ederler! Aptallığın zirvesi; başkalarının kıçlarından attığı bitleri alıp, kendi başına koymaktır.” diye uyaracak bir filozofu yoktu. Veya vardı da dinleyen olmadı.

Hıristiyanların uyguladığı soykırımdan kaçan dedelerine bağrını açan Osmanlıya karşı minnet borcunu ‘azılı Türk düşmanlığı’ şeklinde ödemeye ve başında bulunduğu Fıransız halkını da kendi peşinden yıllarca sürüklemeye çalışan Sarkozi yahudisi, yukarıdaki öğretiyi birebir doğrulamıyor mu?…

***

   Oysa şimdi bir filozof var ve uyarıyor!

Bosna’da mâsum çocukları bile korumayan,

Kutsal kitabının üzerine işenip sçılmasına bile fırsat veren,

“Seni yaratmasaydım, kâinatı yaratmazdım.” diye buyurduğu resûlü Kâbe’de secde ederken başına deve işkembesi geçirilmesine sabır gösteren,

“Aklını güzelce kullanmayanların üzerine pislik yağdırırız.” diye uyaran Tanrı,

Aklını kullanmak dururken, aptallıkta diretip duranları niçin korusun ki?

Bulunmaz Hind Kumaşı bile olsalar ne kıymet taşıyacaklarını düşünürler ki?…

Bir yerlerden çıkıp gelen kâfir kullar, egzozuna çomak da çakarlar, akıllarına gelen her şeyi de…

Aklını güzelce kullan ve önce soydaşına sâhip çık!

Türk Milleti garip olursa, İslâm ümmetinin de garip olacağını aklından çıkarma!

Zaman hızla daralıyor! Egzozunu korumak istiyorsan;

Birliğini oluştur ve nükleer dâhil, düşmanın silahıyla silahlan!

Aksi takdirde, öteki Âdemoğullarından merhamet ve insanlık bekleme!

Unutma! Kötü olan veya geri bırakan İslâm değil, yobazlık ve aptallıktır!

Bu dünyada aptala acıyanın da kesinlikle olmadığını bil!

Tanrı’nın, kullarının dindar veya dinsiz olduklarına bakmadan, çabalarının karşılığını verdiğini de zâten biliyorsun.

Aklını ne kadar güzel kullanırsan, duâlarının kabûlüne veya dileklerinin gerçekleşmesine de o kadar yaklaşırsın.

Tanrısal bir üstünlüğü olduğuna inanan yahudinin, insan olmaya pek niyeti görünmüyor. Sen Türk olarak hem insanına hem de insanlığa sâhip çık!

Çok güçlü olursan, düşmanın da dost olur; zayıf düşersen, dostun da düşman kesilir!

Türkiye Cumhuriyeti’nin sonunun, Osmanlı’nın sonu gibi olmasını istemiyorsan, Türk’e düşman olanların, Müslüman olduklarına da inanma! Tek başınayken Müslüman gibi görünür, ikisi bir araya gelince münâfıklık sızdırır, üç olduklarında da kâfir çetesine dönüşürler!…

“Kendi aklına hâkim olamayanlar, başkalarının aklına mahkûm olurlar. Kendi gerçeklerini haykıramayanlar, başkalarının iftirâlarında boğulurlar. Kendi yurduna sahip çıkamayanlar; Vatan! Bayrak! Namus! diye ağlar dururlar.”(Torlakon öğretisi)
 
 

  Editör :  TORLAKON

4002 Kişi Tarafından Okundu.

Yazdır Yorum Ekle Tavsiye
 
1 2 3 4 5   Bu Habere Toplam 272 Puan Verildi
 Kaynak :  TÜRK FİLOZOF TORLAKON

 Kategori ¬ TORLAKONDAN

  Yorum ( 0 )   

Kayıtlı Yorum Bulunmuyor.

 

 Bu Kateoriye Ait Diğer Başlıklar

 
 
 

 Duyuru
  DEĞERLİ CANLAR MERHABA Torlakon ocağı, Türk Milletinin ve insanlığın bekâsı için tütmektedir. Nefesi olmak istiyorum, kâlbi vatan için atanın; sesi olmak istiyorum, toprakta kefensiz yatanın(TORLAKON)  

 
 
Bugün için Haber Eklenmedi.
Bu Hafta içinde Haber Eklenmedi.
HİPOTERMİ: Soğukta Vücut Isısının Düşmesi (alıntıdır) HİPOTERMİ: Soğukta Vücut Isısının Düşmesi (alıntıdır)
Hipotermi, özellikle askerler, avcılar, balıkçılar, çobanlar, kayak yapanlar… gibi dış ortamda bulunmak ve çalışmak zorunda kalanlarda ve evi barkı olmayan insanlarda ortaya çıkar. Küçük çocuklar ve ileri yaştakilerde de risk yüksektir. ...
 
 Takvim
 
 Ziyaretçi İstatistikleri
   
 Online : 3
 Bugün : 371
 Dün : 478
 Toplam : 699774
 Ip No : 54.163.20.57
     
 
 Vatan Size Minnettar
 

 
 Son Haberler
 
 Popüler Haberler
 
 Döviz Bilgileri

  Döviz Alış Satış
  Dolar 5.3412 5.3508
  Euro 4.7023 4.7335
 
 Hava Durumu



 
 Reklam



 

 



 
 

   © Copyright - 2008- TÜRK FİLOZOF TORLAKON - Tüm Hakları Saklıdır. 

TÜRK FİLOZOF TORLAKON

 Çilem.Net altyapısını kullanmaktadır.