Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv
 
TORLAKONDAN - Böyle MERKELe Böyle MERKEP... - TÜRK FİLOZOF TORLAKON
   
 Böyle MERKELe Böyle MERKEP...

Böyle MERKELe Böyle MERKEP...
 Yazı Boyutu

 Tarih : 25.09.2010 - 13:38:57


Çizdiği karikatürlerle İslâm peygamberini aşağılamaya çalışan Danimarkalı lâğım faresi Kurt Vestergaardı, ramazan bayramına saatler kala tebrik edip ödüllendiren Almanya Başbakanı Angela Merkel, bu ödülü Düşünce Özgürlüğü adına verdiğini söylemiş,

 

Böyle MERKEL’e Böyle MERKEP!...

Çizdiği karikatürlerle İslâm peygamberini aşağılamaya çalışan Danimarkalı lâğım faresi Kurt Vestergaard’ı, ramazan bayramına saatler kala tebrik edip ödüllendiren Almanya Başbakanı Angela Merkel, bu ödülü “Düşünce Özgürlüğü” adına verdiğini söylemiş, biz de bu yazıyı aynı özgürlük adına yazdık.

Ve bir kere daha düşündük ki;

Almanlar domuz tabiatlıdır.

Domuz domuz, bildiğiniz domuz…. Fakat konuşan türden…

Yeryüzündeki milyarlarca insandan her birinin, hayvanlar âleminde de bir benzeşiği vardır. Bazıları kelebek gibidir, kimseye yük olmaz; bazıları da sülük gibidir, yapıştığını bırakmaz. Kimileri arı gibi temiz ve çalışkandır, kimileri de sinek gibi kirli ve beleşçi. Koyun gibi güdülen veya keçi gibi özgür olanlar vs… Genel bir kümelendirme yaptığımız zaman ise, ulusların tabiatlarının belirli hayvanlarla eşlenik olduğu görülür;

Türklerin bozkurt, Almanların da domuz tabiatlı olması gibi…(http://www.torlakon.com/haberdetay.asp?ID=24)

Atalarımız her ne kadar “Kurt ve domuzun hiçbir zaman dost olamayacağını” söyleyip durmuş olsalar da, Osmanlı ve cumhuriyet tarihimizin yöneticileri, karasevdaya tutulup her şeyini kaybeden aptal âşık gibi, Alman dostluğu peşinde ısrarla koşup durmuşlardır.

Koskoca bir imparatorluk dağıtılmıştır bu dostluk uğruna!

Otuz küsur cephede savaş verilip tüketilmiştir devletin gücü,

Yoksul halkımızın temiz yürekli ve yiğit evlatları telef edilmiştir Avrupa’da, Afrika’da ve Arap çöllerinde…

Hicaz’ın şerefsiz Şerif Hüseyinleri İngilizlere köpeklik yarışına girerek Türk’ü arkadan hançerleme peşinde koşarken, ne pahasına olursa olsun Mekke ve Medine’yi koruma yolunda can vermektedir Anadolu’nun Memişleri, Ahmetleri, Hasanları, Hüseyinleri…(Memiş dedem ve Mahmut amcam da onların arasındaydı). Yüzbinlercesi de esir düşüp işkence ve maskara edilerek kim vurduya gönderilir dünyanın dört bir yanında…

Sonrasında kendi babaocakları da işgâle uğrar; ana bacılarının namusunu koruyacak kimsecikleri kalmaz. Batıdan “dünkü kapı kulu” yunanlılar saldırır; doğudan-güneyden ve çoğunlukta bulundukları her yerden de ermeniler. Aşağılık ermeniler batıda da kılavuzluk ederler işgâlci yunanlara rumlarla beraber. Akla hayale gelmeyecek iğrençliklerle çullanırlar askersiz kalan yurtlarımıza. Sırtlanların vahşetlerine rahmet okuturcasına…(Onların günümüzdeki uzantıları “Soykırımın hesabını soracağız!” deyip dururken, 1915-1922 yılları arasında savunmasız buldukları Türk insanlarını içine doldurarak her türlü işkence ve tecavüzleri yaptıkları kiliseleri bugün tamir edip güya ibâdete açanların, neyin hazırlığını yaptıklarının çok iyi anlaşılması gerek!!!... Kiliseye ibâdete(?) gelenlere şunları sormak gerek: Atalarının, Türk bebekleri kazanlarda kaynatarak "Kuzu eti" diye annelerine yedirmeye çalıştıkları için, bu asil millete ihanet-nankörlük edip vahşet uyguladıkları için pişmanlık-utanç duyuyorlar mı? İnsan olmaya niyetleri var mı?...)

Yeniden destanlar yazarak yurdunu insanlık düşmanlarından temizlemesini bilir Türk’ün evladı, atası, anası, bacısı…

Dayatılmak istenen “sevr” paçavrasını parçalayıp atar tarih çöplüğüne. Yeniden kurar devletini ve kendi yağıyla kavrulmanın yoluna bakar. Fakat bir türlü huzur bulmasını istemezler Türk insanının. Hain ermenilerden sonra kürtleri maşa olarak kullanıp musallat eder dururlar. Fırsatçılar her ortamda kendilerine göre köpek bulmakta hiç zorluk çekmezler…

“Kendi aklına hâkim olamayanlar, başkalarının aklına mahkûm olurlar.”(Torlakon öğretisi)

İşte bu fırsatçılardan biri de “dostluk uğruna” koca imparatorluğu hebâ ettiğimiz domuz almanlardır.

Onların yüzünden “yenik sayılarak” ordularımız dağıtıldı, işgâllere, en aşağılık tecavüzlere ve zulümlere uğradık…

Peki onlar ne dedi:

“Türkler Ermenilere soykırım uygulamıştır.”(Alman Milli Meclisi Kararı, 15 Haziran 2005)

Türkiye aleyhinde kanunlar çıkarmış 22 ve ermeni soykırımı anıtları dikmiş 30 ülke ile ABD’nin 43 eyaletiyle beraber… Asıl soykırımcılar (Yakalanacağını anlayan hırsızın son bir umutla –Hırsız vaar!- diye bağırması misâli) dikkâtleri başkasına çekmeye ve iftira atmaya çalışmaktadırlar…

Anadolu’nun yoksul ve yiğit Mehmetçikleri almanlar komutasında(Asker bir millete başkaları nasıl komuta eder ki?!) savaş verirken, askersiz kalan bölgelerimizdeki kadın-kız-çocuk ve güçsüzlerimize saldırıp vahşet uyguluyordu aşağılık ermeni yaratıkları.

Ve bütün bunlara rağmen almanlar bizi soykırımcı îlan etti.

Domuz dedik ya, bildiğiniz domuz… Fakat iftiracı cinsinden…

İkinci Dünya Savaşı sonrası harap olan almanyanın inşâsına da Anadolu’nun yoksul Mehmetleri koşmuştu. En ağır ve pis işlere sürülmüş; kanalizasyonlarda boğulmuş, maden ocaklarında telef olmuş, geri dönmek zorunda kalanlar da dert bularak dönmüşlerdi.

Sonuncu sınıf vatandaş olarak görüyordu Mehmetleri, dost dediğimiz domuzlar…

Atatürk’ümüzün vefatından sonra yönetime gelen mandacıların “Müttefiklerimizden daha ucuza mal edeceğiz” deyip, uçak fabrikalarımızı traktör veya pancar motoru fabrikalarına dönüştürerek geri bırakılmamızın ardından, ordumuzun ağır silahlarını, dost ve müttefik bildiklerimizden alıyorduk,

Ve ne dedi bu domuzlar:

“Bizden aldığınız silahları teröristlere karşı kullanıyorsunuz, sizlere leopard tankı filan satmayacağız!”

Öyle ya, tank dediğiniz şey, vatana kasteden düşmana karşı değil, bostana dadanan kargalara karşı kullanılırdı(!)…

Ülkemizin hemen her yeri ve özellikle de Güneydoğu bölgemiz ajan kaynıyor; amerikan maymunları, yahudi keneleri, fransız fareleri, ingiliz tilkileri, ermeni sırtlanları, yunan çakalları… ve de alman domuzları. Sanki hayvanlar âleminden atını itini nallayan gelmiş, Anadolu bozkurtlarını yemek için müttefik olup sofra kurmuşlar.

Peki diğerlerini anladık da, Almanlara ne oluyor?

Dedik ya domuz bunlar, fakat nankör ırkından…

Ayrıca; domuzlar hiçbir zaman bozkurtlarla dost olamazlar dedik ya!...

Bu arada; herşeyi yiyen domuzların, kene yiyici yegâne memeli hayvan cinsi olduklarını belirtmekte ve ikinci dünya savaşı yıllarında ne kadar kene yediklerini araştırmakta yarar var…

Son günlerde gündemlerinde İslâm düşmanlığı var. Bitleri bir hayli azmış ve kanlanmış görünüyor. Kimileri Kur’an yakmak için, kimileri de cami duvarına işemek için yarış halindeler.

İslâmı garip, Müslümanları da sahipsiz bellediler. Aslında bu sırtlanlar kendilerine bir düşman îcat etmemiş olsalar, derhâl birbirlerine saldıracaklar. Tabiatlarında var ilkellik, vahşet, hır-gür…

Protestanlığı icat ederek Almanları hıristiyan dünyasından ayırdığı düşünülen Martin Luther(1483-1546) “Batı medeniyetini İslam tehlikesinden korumak için Türklere karşı savaşmanın her hıristiyanın üzerine vazife olduğunu”(1529) kitaba dökerek -yok aslında birbirimizden farkımız, hepimiz aynı haçın hizmetkârıyız- demek istemiş ve Türk düşmanlığına vurgu yapmıştır. Anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al…

Avrupa insan değildir diye yıllardır feryat edip durmaktayım. Bunun ispâtını Bosna’da üç yıl boyunca(1992-1995) sergileyip durdular… Bir yandan Türk dünyasına sırt çevirip, öte yandan da Türkiye insanını davar yerine koyarak inatla AvrupaBirliği adlı eşcinsel ahırına sokmaya çalışan yönetici çobanların kulaklarına küpe olsun:

“Dünya barışı ve insanlığın huzuru Türk Birliği ve gücüne bağlıdır. Türk’ün boyun eğdirildiği bir dünyada insanlık yerlerde sürünüyor demektir.”(Torlakon öğretisi)

Bizler tüm evrenin, insanlığın ve peygamberlerin yaratıcısının bir tek tanrı olduğuna inanır, herkesin inancını hoş görür ve yetmişiki millete de aynı gözle bakarız. Mazlumlara arka çıkarız, inançlarının ne olduğuna hiç bakmadan. Zalimlere karşı dururuz, kardeşimiz dahi olsalar. Düşmanlık beslediklerimiz sadece zalimler ve insanlık düşmanlarıdır…

Peki kimdir insan?

Filistin’de insanlık adına duruş sergilerken, yahudi buldozeriyle vahşice ezilip katledilen ABD vatandaşı Rachel Corrie’dir.

Irak’taki ABD vahşetine karşı insanlık adına direnirken, yarım tonluk bombayla ailesiyle birlikte katledilen Ürdün vatandaşı Ebu Musab Zerkavi’dir.(Küresel haydutlar kendi çıkarlarına karşı direnenleri elbette “terörist” olarak yaftalayacaklar.)

Çeçenistan’da dünyanın görmezden geldiği rus vahşetlerine karşı direnirken can veren Arap Körfezli Emir Hattab’dır.

İnsanlık adına çıktığı Mavi Marmara gemisinde yahudi vahşetiyle katledilen Kayserili Furkan Doğan’dır.

Medenî vurgusu yapılıp duran avrupanın ve dünyanın yıllarca seyrettiği Bosna’daki sırp vahşetlerine karşı, insanlık adına yardıma koşup can veren Sefa Mumcu’dur, Selami Yurdan’dır, Mesrur Rande Tosuner’dir. Daha onlarcası, yüzlercesidir

Sel felaketiyle boğuşan yoksul Pakistanlılara veya aç Afrikalılara yardım etkinliği için yollara düşen duyarlı kullardır…

Hattâ insanların da ötesinde, aç susuz kalan, eziyet gören, topluca katledilen veya yaşama alanları yok edilen hayvanları-bitkileri koruyup yaşatabilmek için çırpınan her milletten canlardır insan olanlar…

“Herkes insan değildir. İnsan, cana yapılan haksızlığı kendisine yapılmış gibi tepki veren canlıdır.”(Torlakon öğretisi)

Bizler Ademoğullarının kavimlerine-dinlerine değil, insan olup olmadıklarına bakarız. Ve insan olanlarına da, kendi kardeşlerimizden daha fazla değer verir, kollar, saygı duyarız.

İşte bizler onun için insanlığın yüzakı olan asil ve aziz milletiz…

“Ben ve milletim Tanrı’nın kırbacıyız. Tanrı, kendi yolundan çıkanları cezalandırmak için bizi gönderir.”(Türk İmparator ATİLLA)

Pek nankör olan Ademoğluna fırsat vermemek, insan olanlara sahip çıkmak gerekiyor. Bunun de bir tek yolu var: TÜRK BİRLİĞİ ve GÜCÜ.

Süper Güç olarak adlandırılan küresel sömürgeci ve sapık haydutlar kendi aralarında anlaşıp insanlığı yok etmeye devam ediyorlar; Kafkaslar ve Çeçenistan’da, Doğu Türkistan ve Tibet’te, Irak’ta ve Afganistan’da.. Pakistan, İran ve Türkiye kurbanlık koyun gibi sıraya konulmuşlar…

Yok edilmeye çalışılan halkların tamamına yakını da Müslüman.

Apaçık görülüyor ki;

Türk garip olunca,

İnsan da garip oluyor, İslâm da…

Küresel haydut ABD’nin kanatları altındaki Mekke-Medine bile garip…

İşte bu noktada:

“Türk’e düşman olan ya apaçık kâfirdir veya sahte müslümandır ya da bunlara köpeklik ediyordur, dördüncüsü olamaz.”(Torlakon öğretisi)

Türkiye tez zamanda birliğini sağlayıp gücünü dünyaya göstermeli ve hele hele de; komşusu Irak’ın ırzına geçip katleden ABD’ye yataklık eden pzvnk konumundan derhal kurtulmalıdır!.

Türkiye hiçbir domuzdan dostluk veya müttefiklik beklememelidir!…

(Ah ulan mandacı İsmet ah! Bütün bu kepazeliklerin baş sorumlusu sensin!...)

Dedik ya bu yazıyı “Düşünce özgürlüğü”ne pek değer verip ödüllendiren Merkel domuzunu ödüllendirmek için ve herhangi bir ödül de beklemeden kaleme aldık ve bir hayli de düşünüp –Böyle Merkel’e böyle merkep- dedik.

Bir an için düşünelim;

Birbuçuk milyar(dünyanın çeyreği) Müslümanı karşısına almak pahasına bir küstahlık yapılıyor ve ödüllendiriliyor. Ayrıca Avrupa basını tarafından “Merkel’den cesaretli çıkış” diye nitelendiriliyor… Acaba o karikatürcü kâfir, haçlı seferleri sırasında Müslüman kanı içen dindaşlarını resme dökseydi veya dünyadaki tüm sayıları 15 milyonu bile bulmayan yahudileri aşağılayan bir şeyler çizseydi ve aynı şekilde de ödüllendirilseydi ne olurdu?

Hangi kilise papazları tarafından aforoz edileceklerini bir kenara bırakalım, Vestergaard ve Merkel’in annelerinin kemiklerini mezarından çıkarıp İsrail’de yargılayan yahudiler “Bunları doğurmak için çok mu uğraştınız?” veya “Doğuracak başka bir şey bulamadınız mı?”diye mahkemelerde süründürürlerdi herhâlde…

Bizlerdeyse hoşgörü enflasyonu var, “dinler arası dayalog” erozyonu(aşınması) var, ihanete ve küstahlığa ödül vermek var…

Gelelim ödülümüze:

Bizim Çopur Musa’nın çok azgın bir kara merkebi var,

Sağa sola saldırabilmek için hep fırsat arar.

Canından bezen Musa emmim çözümü,

Onun sırtına kukuletalı bir kara cübbe giydirmekte bulur.

Böylece etrafını göremeyen azgın karakaçan,

Mecburiyetten sâkin durur.

Böyle bir cevher niçin boş boş dursun ki?

Hazır kukuletalı cübbesi de sırtında,

Tiz elden gönderelim Avrupa kiliselerine,

Merkel-Mitterand-Vestergaard-… her ne kadar biti kanlanmış kara donlu kâfir varsa, vaftiz eyleyip kutsasın.

Dinler arası dayalog adına bi kıyak da bizim köyden olsun.

Bizler insansever ve ikramsever bir milletiz…

“Yeryüzünü cennete çevirme gayretinde olmayanların, Tanrı’nın cennetini istemeye de hakları olmaz.”(Filozof Torlakon)


  Editör :  TORLAKON

3895 Kişi Tarafından Okundu.

Yazdır Yorum Ekle Tavsiye
 
1 2 3 4 5   Bu Habere Toplam 95 Puan Verildi
 Kaynak :  TÜRK FİLOZOF TORLAKON

 Kategori ¬ TORLAKONDAN

  Yorum ( 0 )   

Kayıtlı Yorum Bulunmuyor.

 

 Bu Kateoriye Ait Diğer Başlıklar

 
 
 

 Duyuru
  DEĞERLİ CANLAR MERHABA Torlakon ocağı, Türk Milletinin ve insanlığın bekâsı için tütmektedir. Nefesi olmak istiyorum, kâlbi vatan için atanın; sesi olmak istiyorum, toprakta kefensiz yatanın(TORLAKON)  

 
Henüz Haberlere Puan Verilmemiş..
 
Bugün için Haber Eklenmedi.
Bu Hafta içinde Haber Eklenmedi.
Bu Ay içinde Haber Eklenmedi.
 
 Takvim
 
 Ziyaretçi İstatistikleri
   
 Online : 5
 Bugün : 183
 Dün : 151
 Toplam : 745256
 Ip No : 34.207.82.217
     
 
 Vatan Size Minnettar
 

 
 Son Haberler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi
 
 Popüler Haberler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi.
 
 Döviz Bilgileri

  Döviz Alış Satış
  Dolar 6.0463 6.0572
  Euro 5.5012 5.5376
 
 Hava Durumu



 
 Reklam



 

 



 
 

   © Copyright - 2008- TÜRK FİLOZOF TORLAKON - Tüm Hakları Saklıdır. 

TÜRK FİLOZOF TORLAKON

 Çilem.Net altyapısını kullanmaktadır.