Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv
 
TORLAKONDAN - Fizikçi Profesörümüz ve Ateist Ulusalcılara CEVABIMDIR - TÜRK FİLOZOF TORLAKON
   
 Fizikçi Profesörümüz ve Ateist Ulusalcılara CEVABIMDIR

Fizikçi Profesörümüz ve Ateist Ulusalcılara CEVABIMDIR
 Yazı Boyutu

 Tarih : 03.02.2010 - 08:37:52


Sen Türk ulusalcısıysan eğer: Araştır Bilgeyi, Oğuz Kağanı, Ahmet Yesevîyi sor, soruştur, Hacı Bektâş-ı Velîden ilham al, Mevlânanın gönül zenginliğine dal, Yunusla birlikte kulaç at sevda denizinde, Bırak Konfüçyüsle bebek yiyen Çinlile

 

Fizikçi Profesörümüz; ‘her duaya “amin” diyoruz da…..’ demiş ve devam etmiş:

Dualardan sonra, Müslümanlar "Amin" diyor. Hıristiyanlar ise  "Amen"  Anlaşılıyor ki Yahudilerin "Amen" kelimesi değişerek Arapçaya "Amin" olarak geçmiş.

Yahudiler bu deyişi bir zaman tutsak oldukları Mısır'da öğrenmişlerdi. Mısır Firavunu Hanif-Akheneton (IV.Amenofis), yapılan her duanın sonunda kendi adının anılmasını, "Amen" denilmesini emretmişti. (MÖ1375) Yani "Amen" kelimesi eski Mısır dili olan Koptça.(kıpti kelimesi de ordan gelir..) ve Yahudiler de o zamanki Mısır geleneğine uyarak böyle söylemeye başladılar.

Anlaşıldığı kadarı ile Yahudileri Mısır'dan çıkaran Hz. Musa bu geleneğe dokunmamış ve bu gelenek Yahudilikten sonra Müslümanlıkta da iyice kök salmış.

Gariptir ki, gerek Tevrat gerekse Kur'an'da Firavunlar en nefret edilen kişiler olarak tanıtılmakta iken hem Yahudi ve Hıristiyanlar hem de Müslümanlar günde birçok kere nefret ettikleri Firavunun adını anmaktalar...

* * *

Profesörümüzün iddiasına kısaca şu cevabı vermiştim:

"Tanrı uludur; birdir, tektir.
Ondan başkası yoktur.
Bir tanedir,
O'dur her varlığı yaratan
Bir ruhtur Tanrı, görünmeyen bir ruh...
Ta başlangıçta vardı Tanrı,
Tek varlıktı o.
Hiç bir şey yokken o vardı.
Her şeyi o yarattı
Ezelden beri süregelen varlığı,
Ebediyete kadar sürecek,
Gizlidir Tanrı, kimse görmemiştir onu.
İnsanlara ve yarattıklarına sır kalır her zaman."

Yukarıdaki ifadeleri kullanmış olan Akhenaton(Aton'a boyun eğen)un diğer firavunların aksine tek tanrıya inandığını tarihi kaynaklardan öğrenebiliyoruz. Bizler "Allah, Mevla, Rabb, Çalap vb) diyoruz; o ise Aton demiş, hiç fark etmez. Kızılderili kardeşlerimiz de Manitu diyor.

Dolayısıyla, Musa peygamber ve kavmine zulmeden firavun Akhenaton(Amenofis) olamaz ve değil; ondan çok daha sonra gelen ve Tanrılık iddiasında bulunan 2.Ramses'tir.

Böylelikle;

Amenos'u sevgi ve saygı ile yad ediyoruz...

ESEN KALSIN KAVİM KARDAŞ...

"Doğru bilgiyle desteklenmeyen mantık terazisi yanlış tartar."(Torlakon öğretisi)

"Dinsel nakilleri akıl süzgecinden geçirmeyenlerin tanrıları şeytana dönüşür."(Torlakon öğretisi)

"Herkes insan değildir. İnsan, cana yapılan haksızlığı kendine yapılmış gibi tepki veren canlıdır."(Torlakon öğretisi)

http://www.torlakon.com/haberdetay.asp?ID=239

Profesörümüz yeniden değerlendirme zahmetinde bulunmuş:

Sayın Torlakon, akıl yürütmenizi beğendim..  Akhenatonun (güneşle temsil edilen!) tek tanrı fikrini yaymaya çalışan bir firavun olduğu doğru.. ancak duaların ardından dikkat ederseniz "aton" demiyor, yani  tanrısının adını değil kendi adını yüceltiyor...amen dedirtiyor.. Burada bir çelişki var. sonra bunun alışkanlıkla museviliğe  geçtiğine inanmak da zor..çünkü onun ölümünden ( yada öldürülmesinden) hemen sonra amon rahipleri yine eski düzene, çok tanrılı sisteme geçmişlerdi. Mısır tanrılarının  kişilikleri vardı, ama bireysellikleri yoktu.. yani tanrılar maddileştirilmemişlerdi.. eğer  yahudiler 4.amenhotep'i örnek almaya devam ettilerse, ki bazı tarihçiler bu firavunun musa ile özdeş olabileceğini söylüyor, dua sonrası "amen" kelimesinin  firavunla değil, baş tanrı amon'la ilişkili olması kuvvetle muhtemel.. "amon" diyerek yerlere kapanmak, eğilmek ve diz çokmek (namazdaki hareketler) amon rahipleri tarafından uygulanmaktaydı..Bu ay tanrısının adı amen de olabilir.. çünkü, bu antik kültürlerin  tanrılarının gerçek  telaffuz şekillerini dünyada kimse doğru dürüst  bilmiyor.. arkeologların kendi ana dillerine göre bir telaffuz şekli tuturuluyor.. Aslına bakarsanız, hiç bir dindar tam olarak neye inandığını da bilemiyor.. kensine verilen telkinlerin etkisinde haylindeki kurgu ve kuruntuların esiri olarak göçüp gidiyor işte..  Tabii burada  islam öncesi, arapçayla ilgisi olmayan,  firavunlar diyarından gelen alışkanlıklardan  kavramlardan  sözediyoruz.. Amin..æ

* * *

Konuya açıklık getirme mecburiyeti hissettim:

 

EY CAN,

Türk filozof Torlakon hassas tartar...

Alelacele tartılarla noksan veya fazla değerler ortaya koymak istemez.

En önemli sorunu da, yeterli zaman aralığı bulamamasıdır.

Dolayısıyla her saniye onun için çok değerlidir...

Kısaca bir iki söz edeyim:

Şahsıma “sayın” diye hitap ediyorsunuz.

Oysa ben size ne yazık ki aynı sözcükle hitap edemiyorum.

Bendeniz “sayın” sözcüğünü, Türkiye Cumhuriyeti’nin altını oyan lâğım farelerine hitap etmekte kullanıyorum.

Çünkü bu sözcük, halkımızın adam sandığı çapsızlar, soysuzlar ve hainler tarafından ayağa düşürülmüş, çukur yaratıklara hitapta kullanılarak onlarla birlikte b.ka batırılmıştır.

Hain pzvnklere bile sayın diye hitap edilen bir devirde, böyle bir hitaba muhatap olmak, benim kanıma ve kişiliğime çok fena dokunur.

“İlkesi olmayanın kişiliği, kişiliği olmayanın ülküsü, ülküsü olmayanın da ülkesi olmaz.”(Torlakon öğretisi)

Dolayısıyla, saygı duyulması gereken kişi ve makamlar için “saygın” diye hitap etmekteyim. Hak etmeyenler için kullanarak bu sözcüğü de ben ayağa düşürmeyi hiç istemem. Hak eden Koçyiğitlerden biri olan saygın YAZICIOĞLU’nu helikopter düşmesinde yitirdik, meydan çapsızlara kaldı. Bir diğer değerli canımız olan saygın Banu AVAR bacımıza çok iyi sahip çıkılması gerektiğini düşünüyorum…

Almış olduğum Türkmen-Yörük-Yesevî-Alevî irfanı(kültürü) gereğince “bey, efendi, sevgili, can, gardaş” hitaplarını da kullansam da, gerçekten hak etmeyen veya tanımadığım kişilere “bey-efendi” hitabını uygun göremem; yaradılanı yaradandan ötürü seviyor olsam da, kişi sevdiğiyle beraber olacağı ve olması da gerektiği düşüncesiyle herhangi birine “sevgili” hitabını da kullanamam(ya o cehennem ehli bir mendebur ise). Bu durumda sevgililerden biri diğerini de yanına sürükleyecektir; cennet veya cehenneme. Kendi cennetime garanti veremeyeceğim gibi(çünkü îman son nefeste bile kaybedilebilir), canları cennete sürükleyenin de kendim olmasını can-ı gönülden arzularım… Gerçek anlamda sevdiğim ve takdîr ettiklerime “gardaş” derim. Keşke herkese gardaş diyebilsem. İki gözüm gardaşım diye hitap edebilsem…

Dolayısıyla benim için her zaman geçerli olan hitap tarzı “CAN” veya “CANLAR” şeklindedir. Dili, dîni, milliyeti, rengi ve irfanı hiç fark etmez. Yetmişiki millete bir göz ile bakmayı öğretmiştir bize atamız Derviş Yunus. Onun bu bakışı, kendi algılayışı(73.”Fırka-i Nâciye”) dışında kalan 72 farklı inançtaki Müslümanlar içinmiş gibi görünse de, bugün yeryüzünde 6912 farklı dilde konuşan insanlar için de aynı gözle bakıştır(“Yaradılanı hoş gördük, yaradandan ötürü”)…

Ortaya koyduğum öğretilerin ilki de “Tüm yaratıkların hayat hakkına saygılı ol, karınca da dünyaya bir kez gelir.” şeklindedir. Her bir insan, hayvan veya bitkinin ayrı bir kişiliği vardır benim için. Her biri ayrı bir candır çünkü.

“En kolay iyilik gülümsemedir. Çiçeklere gülümseyin üzülmesinler.”(Torlakon öğretisi).

Kendim için istediğimi, zalimler harici tüm insanlar(hatta hayvanlar ve bitkiler) için de isterim. Havasız-susuz-aç-açık-hasta kalmamayı istiyorsam, sağlık ve huzur içinde yüzümün gülüp durmasını istiyorsam, Grönland’daki Eskimo için de isterim; karda aç gezen tilki için de, Avustralya’daki aborjin için de, Sibirya’daki yakut için de, Afrika’daki pigme için de, suya düşmüş karınca - kafesteki kuş – göldeki balık – saksıdaki çiçek için de isterim…

Ben sadece ve sadece zalimin düşmanıyım; “Zalimin istediğinin olması, mazluma zulüm olarak dönecektir.”(Torlakon öğretisi)

Böyle bir başlangıçtan sonra gelelim asıl konuya…

Ey can!

İslâm dînine saldırıp durmak için malzeme arayıp durmayı kendinize iş edinmişsiniz. Kendinizce elbette haklısınız, çünkü; ya toplumu kendi(ateist) konumunuza çekecek, ya da topluma uyum sağlayıp îmana geleceksiniz. Boşlukta kalarak ızdırap çekip durmaktasınız. Birileri tarafından adamakıllı ikna edilme ihtiyacı duymaktasınız…

İlk önce size şunu derim ki; ”Kibir şeytanın tasmasıdır. Ya kibrinizi tevâzu közünde yakarak kurtulacak, ya da o sizi cehenneme sürükleyerek köze atacaktır.”(Torlakon öğretisi)

Fizikçi profesör olduğunuzu belirtiyorsunuz. Eğer öyleyse enerji konusuna da azbuçuk vâkıf olmalısınız. “Enerji denilen olguyu hakkıyla kavramış olanlar, ya Hakkı da bulurlar veya divane olup dururlar.”(Torlakon öğretisi)

Diyorsunuz ki; “Aslına bakarsanız, hiç bir dindar tam olarak neye inandığını da bilemiyor.. kensine verilen telkinlerin etkisinde haylindeki kurgu ve kuruntuların esiri olarak göçüp gidiyor işte..”

Hiçbir dindarın tam olarak neye inandığını bilemediğini siz nereden bilebilirsiniz ki? Hele o dindar, son ve en arı dîn olan İslâmın takipçisiyse… Kâlplerde olanı siz bilemezsiniz. Anadolunun yoksul, okuma yazması kıt fakat yüreği tam bir bütünlük içinde yaradanıyla hemhâl olmuş canlarını hiç tahayyül edemezsiniz siz bir profesör olarak. Öne sürdüğünüz ifadenizle siz ancak kendi ahvâlinizi(divaneliğinizi) ortaya koymuş olursunuz.

“Îmandır o cevher ki ilâhi ne büyüktür,

Îmansız olan paslı yürek sînede yüktür.”(M. Akif ERSOY)

Yetmiş yaşının üstünde olduğunuzu ifade ettiniz. Tanıdığım iki Marksist- Darwinist fizikçi profesör daha vardı. Bunlardan birisi son demlerinde îmana geldi ve şöyle dedi; “Yetmişiki yaşındayım. Tanrı’nın olmadığını ispat edebilmek için elliiki yılımı harcadım. Sonunda anladım ki Tanrı varmış. Kaybolan yıllarıma acıyorum.”

Bir diğeri hâlâ “Tanrı’nın olmadığını, her şeyin tesadüf eseri olduğunu, dört ayaklı atalarının evrimleşmesiyle türediklerini” terennüm edip duruyor. Korkarım ki o “dörtayakoğullarının oğlu) da, nalları dikince öğrenecek Tanrı’nın olduğunu. (Belki böyle söyleyince kafaya dank eder de akıl başa devşirilir)…

“Dostun tokadı uyanma şansı tanır, düşmanınki tanımaz.”(Torlakon öğretisi)

Hem ateist(Tanrı tanımaz) olduğunuzu ortaya koyuyorsunuz, hem Alevî irfanını deşeliyorsunuz, hem en hızlı ulusalcı ve Atatürkçü görünümlere bürünüyorsunuz, Türkiye’yi bölmek isteyen çapulculara karşı da tavır koyar gibisiniz fakat çok acayip bir çelişki sergiliyorsunuz.

Asıl bölücülüğü kendinizin yaptığının farkında olamayabilir misiniz bir profesör olarak? Nedir o?

Dönüp dolaşıp İslâm dînine saldırıyorsunuz. Evirip çevirip kendinize saldırı ve fitne malzemeleri çıkartmaya çalışıyorsunuz.

“Araplar Türkleri kılıç zoruyla Müslüman yaptı. Müslüman Türk halkı ateist olamıyorsa bile, Şamanist olsun, Budist olsun, Konfücyüs’cü olsun; İslâm dînini terk etsin de ne olursa olsun” gayreti içersindesiniz.

Müslüman Kürt halkımıza da diyor ki küresel sömürgeci ve onların yerli işbirlikçileri; “Türkler sizleri zorla Müslüman yaptı. Sizlerin asıl dîni Mecusîlik, Zerdüştlük, Süryanîlik, Dürzîlik falan filan.. Sizin Türklerle hiçbir yakınlığınız yoktur. Tez elden ve tam da şartlar olgunlaşmışken baş kaldırın, Türkiye’den kopun, işte haritalarınız da çoktan hazır edildi…”

Hâl böyleyken takke düşüyor ve kel de kabak gibi ortaya çıkıyor:

“TÜRKİYE’NİN ULUSAL BÜTÜNLÜĞÜNÜN GÜVENCESİ DÎNİ BÜTÜNLÜĞÜDÜR! Öyleyse dîne saldırın ve toplumu İslâmdan uzaklaştırın. Devamlı olarak inanca ilişkin şüpheli şeyler bulup ortaya saçın ve kulların aklını bulandırıp durun… Bir yandan da mozayiklik edebiyatı yapıp durun. Türkiye’nin 36,5 çeşit etnik topluluktan oluştuğunu, kanları en karışık ve genetiği en bozuk olanların Türkler olduğunu, en iddialı Türklere bile Türk denmesi için bin şahit gerektiğini söyleyip durun. Türkler dışındaki diğer topluluklarınsa, her türlü özelliklerini muhafaza ettiklerini dayatın. Müslüman Müslümanlığından şüphede kalsın, Türk de Türklüğünden…”

Nasıl da kabak gibi çıkıyor ortaya… Dağda aç gezen bölücü, sizlerin yapmış olduğu tahribin kaçta kaçını yapıyor?...

Türk Milliyetçilerini “Kafatasçı, faşist, şamanist, turancı” diye tabutluklara tıkıp çürüten, işkencelerle anasından doğduğuna pişman eden, sokaklarda kurşuna dizen ve darağaçlarında sallandıran zihniyet, Şamanist olmaya pek merak sardı bu aralar. Hangi dağda kurt öldü acaba?...

Hz. Muhammed(ASV) ile Konfüçyüs’ü kıyaslıyorsunuz. Konfüçyüs’e üstünlükler atfediyor, İslâm peygamberinin ise ordan buradan arakladığı bilgilerle kitap(Kur’an) yazdığını öne sürüyorsunuz. Peygamberimizi aşağılamak için neredeyse bir küfür etmediğiniz kalıyor.

Diyorsunuz ki;

“-Sana yapılmasını istemediğin şeyi başkalarına yapma- demekle Konfüçyüs çok doğru bir şey söylemiştir. -Sana yapılmasını istediğin şeyi sen de başkalarına yap- gibi saçma bir söz söylememiştir.”

Peygamberimizin arakladığını iddia ettiğiniz sözün aslı şöyledir:

“Sizden biriniz kendisi için istediğini Müslüman kardeşi için de istemedikçe (kâmil anlamda) îman etmiş olamaz.”

Konfüçyüs’ün telkini kötülükten sakındırmaya yönelik. Yani iyilik yok, gelişme yok.

Oysa Peygamberimizin(ASV) uyarısı iyiliğe ve gelişmeye teşvik amacı taşımakta. Kendin için sağlık istiyorsun, huzur istiyorsun, varlık istiyorsun, bilgi istiyorsun, güzellikler istiyorsun vb. Kardeşin-komşun-muhtaç olanlar için de ister ve isteğin gerçekleşmesi için de gayret gösterirsen, Mevla da senden razı olur, kul da. Böylelikle toplumun gelişmesi ve refah düzeyi de yükselir, devletin gücü de…

Gelelim Konfüçyüs’e… Belki o da Tanrı’nın bir peygamberidir veya en azından has kulu. Bu yazının yazılmasına asıl neden olan 4. Amenofis’in(Akhenaton) de peygamber olabileceği gibi…

Mensubu bulunduğunuz zihniyet diyor ki;

“Bütün peygamberlerin isimleri ve hayatları niçin kitapta yok, acaba o kitapları yazanlar bilmedikleri için mi?”

Onlar sanıyorlar ya kutsal kitabımız kafadan ve ordan buradan duyma bilgilerle yazılmış, onlara şöyle sormak gerekiyor:

Tek bir peygamber ve onun tek ciltlik kitabını bile okumaya tenezzül etmemişsin. Dünyadaki insanların bindebiri bile merak edip baştan sona kadar okumaya zaman ayıramamış. Diyelim ki senin istediğin gibi oldu ve 124.000 peygamberin kıssaları kitaba döküldü. Kaç cilde sığar ve o kitaplar nasıl çoğaltılır, kaç kişiye ulaşır ve kaç kişi okur? En azından sen okur muydun?

“Doğru bilgiyle desteklenmeyen mantık terazisi yanlış tartar.”(Torlakon öğretisi)

Eğer “okurdum” diyorsan ve samimiysen, bugünden tezi yok; al eline Kur’an’ı ve kaynağından öğren. Bugüne kadar hep İslâm düşmanlarının herzeleriyle zihnini doldurdun, aslını bilmediğin şeylerin düşmanı oldun. Oku da îmanını kurtar…

“Kendi aklına hâkim olamayanlar, başkalarının aklına mahkûm olurlar.”(Torlakon öğretisi)

4.Amenofis'in halkına zorla "amen" dedirttiğini de nereden çıkarttınız? Farz edelim ki; o zamanın halkı böyle de demiş olsun... "Padişahım çok yaşa!", "Yaşa varol başbakanım!", "En büyük bilmem kim!" vb savsözleri haykıranlar, illa ki kendilerine emir buyurulduğu için mi öyle bağırmaktadırlar? Oysa “yalakalık” müessesesi her devirde mevcuttur ve kıyak da pirim yapmaktadır ne yazık ki...

"Bütün değerlerin her devirde istismarcıları olmuştur ve olmaya da devam edecektir."(Torlakon öğretisi)

Atatürk'ümüz, dinimiz, milliyetimiz, hoşgörümüz, insanlığımız vb bizlerin en önemli değerlerindendir ve bu zamana kadar da istismar edile gelmişlerdir.

Atatürkçü ve laikçi kılığa girmiş bir avuç fakat etkili yerlerdeki Türk düşmanları ile, dindar kılıklara girmiş Türk düşmanlarının tepişmeleri altında ezilip durmakta ve geri kalmakta değil mi asil milletimiz?

İktidardaki mevcut parti hep eleştirilip durulur ve ben de eleştiririm; dönüşü olmayan bazı yanlış yollara girildi ve çok tehlikeli ödünler verildi vb diye.

Peki, halkımız bu partiyi iktidara getirirken "gönül rızasıyla" mı yoksa "kerhen" mi getirdi?

Elbette ki kerhen getirdi. Kirli ve kokuşmuşluklar arasında en az kokar bulduğunu seçti. Mis gibi tertemiz bildikleri de vardı elbette fakat; “ne yazık ki rağbet edilmez ve ben de boşuna kürek çekmiş olurum, bari emeğim boşa gitmesin” diye kendini akıntının yönüne bıraktı...

Halkın değerleri ve isteklerini yok sayanlar, alay edenler, üstüne üstlük hakaret edenler olmadı mı bütün bunların ana müsebbibi?

Hem kendini aydın-münevver sayacaksın ve hem de halkı aşağılayıp duracaksın. Ondan sonra da "aptal bu millet kardeşim!" diye faturayı topluma yıkmaya çalışacaksın.

Bütün din ve inanışlara hoşgörü ve sıcaklıkla bakarken, konu İslâm olunca hiç tahammül göstermek istemeyecek ve Müslüman Türk yurdunda salyangoz-domuz satmaya gayret edip duracaksın. AKIL BUNUN NERESİNDE?...

Âmin sözcüğüne ilişkin mantık yürütüyor ve bunun kökeninin Mısır firavunlarına dayandığını öne sürüyorsunuz. Ben de derim ki; İslâm, ilk insan ve peygamber olan Hz.Adem'den bu yana mevcut olduğu gibi “Duamı kabûl buyur” yerine söylenen “amin” sözcüğü de, inanan ilk insandan bu yana söylene gelmiş; kimi zamanlarda “amen-amon-emen vb” farklılıklara bürünse de, Muhammed(SAV) ümmetinde aslına dönmüştür

Kısaca özetlersek: Hz.Adem aleyhisselam pişmanlıklar içinde yıllarca ağlayıp gözyaşı dökerken birgün semâda Kelime-i Tevhid’i (Lailahe illallah, Muhammedün resûlullah) görür. İlk defa duyduğu Muhammed isminin hikmetini Mevla’ya sorduğunda, peygamberimizin özellikleriyle ilgili bilgilendirilir ve Muhammed ismini kullanarak dua ederse kabûl olunacağı ifade edilir. Adem aleyhisselam’ın söylendiği şekilde dua etmesine melekler “Âmin” diye destek verirler. Böylece duası kabûl olur ve çilesi son bulur…

Âmin sözcüğü elif harfiyle başlar ve elif uzun okunur; Êmin diye de okunmaktadır(êmene= îman etmek, emin olmak, îman etti)…

Bütün peygamberler İslâm dîni üzerine görevlendirilmiştir. Fakat onların toplumları zamanla sapıklığa ve küfre düştükleri için, arındırıcı - aslına döndürücü - yeniden yapılandırıcı ve tüm insanlığa olarak son peygamber gönderilmiştir.

“Başkalarına benzeyen bizden değildir” diye uyaran peygamberimiz, günlük yaşantılarda(saç-sakal, selam-kelam, giyim-kuşam vb) bile başka dinlerden olanlara en ufak benzerlik veya taklide hoş bakmazken, “Kitap ehli”nin aslına uygun olanlarını değiştirme yoluna gitmemiştir(erkek çocukların sünnet edilmesi gibi).

Peygamberimiz(ASV): “Cebrail aleyhisselam bana gelerek Fatiha-i şerifden sonra âmin demeyi öğretti ve buyurdu ki; bunu söylemekle Kur’anı hatmetmiş gibi sevap ve mükâfata erişirsin.”(Elmalılı M.Hamdi YAZIR’ın tefsiri, cilt-1, sayfa 145 – İsmail Hakkı BURSEVİ’nin Ruhul Beyan tefsiri, cilt-1, sayfa 107)

Hz. Ali(R.A.): “Âmin, Cenâb-ı Allah’ın mührüdür. Onunla kulunun duasını mühürleyip tasdik etmektedir.”

Durum bu merkezdeyken, İslâm düşmanlarının iddia ettiği gibi peygamberimiz işkembeden atıyor olsaydı, âmin gibi çetrefilli bir konuya hiç girmez, sıfırdan “ebeleşebelehümbe vb” der ve hiç kimsenin dedikodusuna da fırsat vermezdi…

Evet, İslâm dîni gibi “âmin” sözcüğü de ilk insandan buyana mevcuttur demiştik.

“Yücelerden yücesin, kimse bilmez nicesin” diyen bizim asil milletimiz de ezelden beri tek Tanrı inancını(Tevhidini-İslâmlığını) muhafaza etmiş, son peygamber olan Hz.Muhammed(SAV)e de, aklın gerektirdiği şekilde ümmet olmuştur.

Bu arada; Doğu ve Batının Hakanı olan, yeryüzünde düzen ve adaleti sağlayan Zülkarneyn aleyhisselamın, Türklerin Büyük Atası Oğuz Kağan olduğunu düşünenlerdenim. Tarihi bulgular ona işaret ediyor. Eğer yanılıyorsam, bu düşüncemin yüreğimden derhal silinmesini de yüce Mevla’mdan dilerim…

Arap-çorap beni hiç ırgalamaz ve hepsinden olmasa da, onlardan nefret de ederim(Dedem Memiş Hicaz'da- Yemen'de Allah yolunda aç susuz çarpışırken, İngilizlere köpeklik eden kimi araplar tarafından vahşice katledilmiş, cesedini de kurt kuş yemiştir. Mahmut amcam ise aynı bölgelerde ve zamanda âkibeti belirsiz olmuştur. Belki de İngilizlere esir düşüp, ermeniler marifetiyle Seydibeşir Kuveysna esir kampındaki asit havuzlarında kör edilip katledilenler arasında o da vardı, kim bilir? http://www.torlakon.com/haberdetay.asp?ID=2)

Kaşık kullanmayıp elini yemeğin içine sokup yiyenlerden de hiç hoşlanmam...vb...

Fakat peygamberim(SAV)e ve Ehl-i Beyt’ine de hiç söz söyletmem.

Zamanın şartları o toplum içinden çıkmasını gerektirmiş ve öyle olmuştur. Daha başka sebeplerle birlikte, kız çocuklarını diri diri gömen, kadınları eşya veya şeytan olarak gören, zayıfları ve garipleri köle olarak alıp satan toplum biz olsaydık, belki de son peygamber bizden çıkacaktı. Bence böylesi çok daha iyi olmuş. Milletimiz pisliğe bulaşmamış. "Ben ve milletim Tanrı'nın kılıcıyız! Tanrı, kendi yolundan çıkanları cezalandırmak için bizi gönderir!" diyerek dünyayı titreten hakanlarımız ve sayısız sayıda bilge Alperenlerimiz olmuş

Zamanım çok kısıtlı

Herkes kendine yeniden bir çeki düzen versin, aklını iyi kullansın ve uğruna yirmisinde koçyiğitlerin toprağa düştüğü bu cennet vatanda yaşamayı hak edebilmek için birşeyler yapsın…

“Kim zerre kadar iyilik yapmışsa onun mükâfatını görecektir. Kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onun cezasını görecektir.”(Zilzâl sûresi, 7-8 ayetler)

Peygamberimiz(ASV); “Dînimizde iyi bir çığır açana, bunun sevabı ile, bununla amel edenlerin sevabı verilir. O çığırda(yolda) gidenlerin sevabından da hiçbirşey eksilmez. Dînimizde kötü bir çığır açana da, bunun günahı ile, bununla amel edenlerin günahı verilir. O kötü yolda gidenlerin günahından da hiçbirşey eksilmez.”

BU UYARILAR, FİTNE PEŞİNDE KOŞANLARI TİTRETMELİ VE AKILLANDIRMALIDIR!…

Ey can!

Bir profesör olarak içine düştüğün duruma, senin ve ülkemiz adına üzülüyor ve de diyorum ki:

İslâma düşmanlık etme! Yobazlığa et; birlikte edelim!

Arap âdetleriyle İslâm hükümlerini birbirinden ayırmasını bilelim!

Çarşaflıya-sakallıya-cahile kızarak dinden çıkmak hiç akıl işi olmasa gerek!

İlk emri “OKU” olan ve ilim öğrenmeyi kadın-erkek herkese farz kılan, dünyanın öbür ucunda dahi olsa ilmi arayıp bulmayı emreden, düşmanın hiçbir şeyine benzememeyi fakat onun silahıyla silahlanmayı şart gören, “İnsan için çalıştığından başkası yoktur” diye uyaran  bir inancın sahipleri, inandıkları gibi yaşamazlarsa ne olur?

Geri kalırlar,

Düşmanın istilasına uğrarlar,

Ezilirler; ne mukaddesât kalır, ne haysiyet, ne namus, ne vatan…

Babaların önünde çocuklarının, çocukların önünde de babalarının ırzına geçerler(Afganistan ve Irak’ta yıllardır olduğu gibi)…

"Akıllarını (güzelce) kullanmayanların üzerine azap(pislik) yağdırırız."(Yunus suresi, 100. ayet)

"Ve şüphesiz ki, insan için kendi çalıştığından başkası yoktur. Ve elbette ki, çalışmasını yakında görecektir. Sonra (onun çalışması) en tamam bir mükâfaat ile mükâfaatlandırılacaktır. Ve şüphe yok ki, en son gidiş Rabbinedir."(Necm sûresi, 39-42 ayetler)

“Bir baksana: gökler uyanık, yer uyanıktır;

Dünya uyanıkken uyumak, maskaralıktır.”(M. Akif ERSOY)

Ey can!

“Kendi aklına hâkim olamayanlar, başkalarının aklına mahkûm olurlar.

Kendi yurduna sahip çıkamayanlar; Vatan! Bayrak! Namus! diye ağlar dururlar.”(Torlakon öğretisi)

Sen her ne kadar pozitif ilimlerin ordinaryus profesörü dahi olsan, kalbine dökülen ilimler sıfır olduktan sonra, Derviş Yunus’nun 750 yıl önce eriştiği ilmin binde birine bile erişemezsin. Sokakta hor baktığın pejmürde kılıklı garipler bile senden daha yüksek algı gücüne ve huzura sahip olabilirler.

Sen bırak gâvurun kirli Marks’ını, Engels’ini, Mao’sunu, Darwin’ini, Lenin’ini, “Beni Stalin yarattı” diyen zavallıları…

Hem sen nasıl bir ucûbe ulusalcısın ki; Rusya ve Çin’in seksen yıldır Türkistan Türklerine uygulayıp da başarısız kaldığı dinsizleştirme çabalarını Türkiye Türklerinde uygulamaya kalkışıyorsun? Kimin adına?

Senin ulusun Rus mu, Çin mi?...

Sen Türk ulusalcısıysan eğer:

Araştır Bilge’yi, Oğuz Kağan’ı,

Ahmet Yesevî’yi sor, soruştur,

Hacı Bektâş-ı Velî’den ilham al,

Mevlâna’nın gönül zenginliğine dal,

Yunus’la birlikte kulaç at sevda denizinde,

Bırak Konfüçyüs’le bebek yiyen Çinliler teselli bulsun.

Batının eşcinsel düşünürlerinin mavallarını yaymayı da bırak.

Sen ulusalcıyım diyorsan eğer ve hiçbirşey de yapamıyorsan,

21. Yüzyılın TÜRK ASRI olmasını da gerçekten istiyorsan,

Türk Filozof Torlakon’un öğretilerini bari yaymaya çalış.

Tarihe, coğrafyaya ve günümüz gerçeklerine bakan akıl sahipleri şunu apaçık göreceklerdir ki;

“Dünya barışı ve insanlığın huzuru TÜRK BİRLİĞİ ve gücüne bağlıdır. Türk’ün boyun eğdirildiği bir dünyada insanlık yerlerde sürünüyor demektir.”(Torlakon öğretisi)

“Kâhin değilim fakat bütün ırmakların denize doğru aktığını da apaçık görüyorum.”(Filozof Torlakon)

http://www.torlakon.com/haberdetay.asp?ID=24 (Teşhis, Telkin ve Öğretiler)

Not: Ömrümün, her fıkrayı iki defa anlatmaya yetecek kadar uzun olduğunu düşünemiyorum. Dolayısıyla; korkunç bir bilgi kirlenmesinin oluşturulduğu sanalağ(internet) ortamları ve kümelerindeki yanlış veya sataşmalara yanıt vermeye de zaman ayıramam. Şahsımdan bir görüş istenirse eğer, bilimsel ve ciddî çalıştaylara bildiri sunabilirim. ESEN KALSIN KAVİM KARDAŞ…(Türk Filozof TORLAKON)


  Editör :  TORLAKON

6319 Kişi Tarafından Okundu.

Yazdır Yorum Ekle Tavsiye
 
1 2 3 4 5   Bu Habere Toplam 268 Puan Verildi
 Kaynak :  TÜRK FİLOZOF TORLAKON

 Kategori ¬ TORLAKONDAN

  Yorum ( 4 )   

 EPetrus Deniz Altıok

Tarih : 07.01.2011 09:06:43  

  AMİN/AMEN DEVAMI...2

Kayıtlı İp:


Ezansal vakitler, İslam kitabı Kuran-ı Kerimde de, hem Yahudisel inanç kitabı Eski Ahitte (Tevrat ve Zebur) hem Hristiyan inancı kitabı Kutsal Kitapta (Tevrat, Zebur, İncil) 3 vakit, ibadet vakti 5 vakittir. Şekiller birbiriyle örtüşür. MISIRDA böyle bir uygulama olsa da bu ancak İbrahim halkının Mısırdaki esaretinde Mısırın İbrahim soyundan etkilenmesiyle mevcut olabilir.
 EPetrus Deniz Altıok

Tarih : 07.01.2011 09:06:21  

  AMİN/AMEN DEVAMI...1

Kayıtlı İp:


Bugün Arapça kökeni İbranice olan bir dil olarak, sadece dilsel özelliklerini değil, Hristiyanlığın da çıkış toplumu olan Yahudilerden ibadet şeklini de almıştır. Ezan, sela, rüku, kıyam, secde Yahudi geleneği olarak bugün hala Hristiyan tapınma liturjisinde kullanılmaktadır.
 EPetrus Deniz Altıok

Tarih : 07.01.2011 09:05:13  

  AMİN / AMEN KELİMESİNİN ANLAMI

Kayıtlı İp:


AMİN/ AMEN Kelimesi anlam olarak, öyle olsun, senin isteğin olsun anlamında Tanrıya yöneltilen bir söz olup, en eski Tanrı sözü olarak kabul edilen Eyüp kitabında da geçmektedir. Tevratın bu kitabı, Mısırlılardan öncedir. Yine Kutsal Kitabın Yeni Ahit (İncil) bölümünün bitiminde Amin Gel Ya Rab İsa ile Kutsal Kitap sona erer.
 remzi aktas

Tarih : 02.01.2011 20:30:24  

  FİLAZOF TORLAKON,BU ADA LAYIKSINIZ.

Kayıtlı İp:


ÇOK DEĞERLİ,TÜRK FİLAZOF TORLAKON, Bu güzel ,görüş,düşünce,mantıklı yazılarınız için,sizi candan kutluyoruz. Binlerce Profosörümüz bile sizin kadar mantık ve çözüm üretemiyor. Türkiye ;Atatürkten sonra öksüz ve öndersizdir. SİZİN GİBİLERE, BU DÜNYA VE İNSANLIK,TÜRKİYE,ÇOK ÇOK,AMA,ÇOK MUHTAÇTIR. SİZLERİ,ÖNCÜLER VE HALK BİLGELERİ ARASINDA GÖRMEK İSTERİZ. SAĞLIK,NEŞE,GÜZELLİK,ESENLİKLER DİLER,ALLAHTAN, BAŞARILAR TEMENNİEDERİZ. http://remziaktas07.spaces.live.com EN DERİN SAYGI VE SEVGİLERİMİZLE www.ismailtopkar.com
  Sayfalar : İlk Sayfa - [1] - Son Sayfa

 Bu Kateoriye Ait Diğer Başlıklar

 
 
 

 Duyuru
  DEĞERLİ CANLAR MERHABA Torlakon ocağı, Türk Milletinin ve insanlığın bekâsı için tütmektedir. Nefesi olmak istiyorum, kâlbi vatan için atanın; sesi olmak istiyorum, toprakta kefensiz yatanın(TORLAKON)  

 
 
Bugün için Haber Eklenmedi.
Bu Hafta içinde Haber Eklenmedi.
HİPOTERMİ: Soğukta Vücut Isısının Düşmesi (alıntıdır) HİPOTERMİ: Soğukta Vücut Isısının Düşmesi (alıntıdır)
Hipotermi, özellikle askerler, avcılar, balıkçılar, çobanlar, kayak yapanlar… gibi dış ortamda bulunmak ve çalışmak zorunda kalanlarda ve evi barkı olmayan insanlarda ortaya çıkar. Küçük çocuklar ve ileri yaştakilerde de risk yüksektir. ...
 
 Takvim
 
 Ziyaretçi İstatistikleri
   
 Online : 5
 Bugün : 387
 Dün : 478
 Toplam : 699790
 Ip No : 54.163.20.57
     
 
 Vatan Size Minnettar
 

 
 Son Haberler
 
 Popüler Haberler
 
 Döviz Bilgileri

  Döviz Alış Satış
  Dolar 5.3412 5.3508
  Euro 4.7023 4.7335
 
 Hava Durumu



 
 Reklam



 

 



 
 

   © Copyright - 2008- TÜRK FİLOZOF TORLAKON - Tüm Hakları Saklıdır. 

TÜRK FİLOZOF TORLAKON

 Çilem.Net altyapısını kullanmaktadır.