Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv
 
TORLAKONDAN - Doğanın ürpertici ve esrarlı gösterisi: YILDIRIM ve ŞİMŞEK - TÜRK FİLOZOF TORLAKON
   
 Doğanın ürpertici ve esrarlı gösterisi: YILDIRIM ve ŞİMŞEK

Doğanın ürpertici ve esrarlı gösterisi: YILDIRIM ve ŞİMŞEK
 Yazı Boyutu

 Tarih : 12.06.2009 - 14:12:24


Her saniye 100 yıldırım korkunç bir gürültüyle ve ışıklar saçarak dünyamızı aydınlatıyor. Gökyüzünde oluşup yere kadar uzanan bu elektrik yüklü uzantılar, ulaştıkları her şeyi 30.000 dereceye yakın bir sıcaklıkla yakıp kavuruyorlar...

 

 
   Biz, yerine göre farklı terimleri kullanıyoruz ama, "yıldırım", bir ışık olayı olan "şimşek" ve bir ses olayı olan "gök gürültüsü"nün birleşmesine verilen ad... Her saniye 100 yıldırım korkunç bir gürültüyle ve ışıklar saçarak dünyamızı aydınlatıyor. Gökyüzünde oluşup yere kadar uzanan bu elektrik yüklü uzantılar, ulaştıkları her şeyi 30.000 dereceye yakın bir sıcaklıkla yakıp kavuruyorlar...

           Eski inançlarda YILDIRIM

Yüzyıllar boyu, insan yıldırıma karşı son derece savunmasız yaşadı. Kendisini ve evini yıldırımdan koruyabilmek için yapabileceği hiçbir şey yoktu. Bu nedenle Yunanlılar ve özellikle Romalılar, yıldırıma büyük önem verdiler ve ona bakarak kehanetlerde bulundular. Yıldırım, bazı Brahman ve Buddha'cı Hint tanrılarının da sembolü oldu. İndra'nın silahı "vajra", Rudra'nın silahı "triçula" (üç dişli mızrak) yıldırımdı. Slavlar da, yıldırımı "Tanrı Perun" biçiminde kişileştirmişlerdi.

18. yüzyıla kadar insan, yıldırımın aynı yeri birçok kez vurabileceği konusunda da acı tecrübeler edindi. Örneğin, 1388 ile 1762 yılları arasında, Venedik'teki ünlü San Marco Kulesi'ne 9 kez yıldırım düşmüş ve yapı her seferinde ağır hasar görmüştü. Bu nedenle, eski kültürlerin yıldırım düşmesini "tanrıların bir öfkesi" olarak nitelendirmelerine şaşmamak gerekiyor.

Benjamin Franklin paratoneri icat etti…

Tanrı'nın işine karıştığı için karşı çıkanlar oldu.

1753 yılında, Amerikalı ünlü devlet ve bilimadamı Benjamin Franklin, "paratoner"i icat ettiğini açıkladı. Buluşundan önceki yıllarda yıldırımla yaptığı cesur deneyler, bu doğa olayına neyin neden olduğunu anlamasına yardımcı olmuştu. Böylesine ilginç bir buluş, özellikle çok sık yıldırım çeken anavatanı İngiltere'de ciddiye alınmadı. Bazıları, Franklin'in Tanrı'nın işine karıştığını bile iddia ettiler. Tüm karşı görüşlere rağmen, paratonerlerin, kiliselerin, katedrallerin, fener kulelerinin ve yıldırım isabet eden diğer yüksek yapıların çatılarında yer alması fazla zaman almadı...

Franklin, yüksek elektrik yükü taşıyan çalkantılı fırtına bulutlarının, havanın doğal yalıtımının ortadan kalkmasına neden olduğunu farketmişti. Böylece, yer ile bulut arasında bir kıvılcım sıçraması oluyordu. Şimşek, havayı akkor haline getiren temel bir elektrik boşalmasıyla ikinci derecedeki boşalmaları içeriyordu ve bu olay saniyenin yarısı kadar bir sürede oluyordu. Yıldırım düşmesi de, ışık ışınları ve morötesi ışınlarla birlikte metalleri eritecek ve yangınlara yol açacak güçte önemli bir sıcaklık yaratıyordu.

Böylesine korkunç bir güce karşı koyabilen bu yeni buluş, ucundan elektron yayıyordu. Fırtına sırasında paratoner, çevresindeki potansiyel düşmeyi azaltan, böylelikle elektrik boşalımı tehlikesini küçülten elektrik­sel yayılım yapıyordu. Franklin'in pa­ratonerinin ucunda bulunan karşıt elektrik yükü, geçmekte olan bulutlar­da oluşan yıldırımın doğrudan parato­nere çarpmasını sağlıyordu. Elektrik gücü, buradan hiçbir şeye zarar ver­meden toprağa iletiliyordu.

 

Paratoner bü­yük bir faciayı önledi...

1777 yılının mayıs ayında, Londra yakınlarındaki Purfleet'teki bir cepha­ne deposuna yıldırım düştü. Normal­de, cephaneliğin olduğu gibi havaya uçması beklenirdi, ama depoya, daha önce, Franklin'in de üye olduğu saygın bir bilimadamı grubunun önerileriyle paratoner yerleştirilmişti. Buluş, bü­yük bir faciayı önledi...

 

 

 
          Yıldırımlı fırtınaların nasıl oluştuğu hâlâ tam olarak bilinmiyor

Statik elektrik kuralları 250 yıldan beri bilinmesine olmasına rağmen, at­mosferde olup bitenleri anlama konu­sunda günümüzde bile pek fazla iler­leme kaydedilmedi... Bugün, yıldırımlı fırtınaların nasıl oluştuğu hâlâ tam olarak bilinmiyor. Birçok bilimadamı­nın vardığı ortak kanı ise şöyle:

Hava, fırtına bulutlarında yüksel­dikçe soğuyor ve su damlacıkları buz haline dönüşüyor. Sonra, bu buz par­çacıkları yerçekiminin etkisi altında kalarak yere düşmeye başladıkça, bu­lutun içindeki su damlacıklarına çarpı­yorlar. Böylelikle, negatif bir elektrik yükü ile dolan buz parçacıkları daha sonra bulurun alt kısmında toplanıyor­lar. Zamanla, yer ve bulutun dip kısmı arasında yüz milyonlarca voltluk yük farkı oluşuyor. Bir süre sonra, bulutun altındaki hava, bu farkın neden olduğu gerginliğe dayanamıyor ve elektrik boşalması meydana geliyor. "Yıldı­rım" adı verilen bu olay sırasında, bu­lut ve yer arasındaki elektrik yükü far­kı eşitlenmiş oluyor.

Bu boşalma o kadar çabuk oluyor ki, bunu görüntüleyebilmek için özel teknikler gerekiyor. İki döner objektif ile sabit bir fotoğraf camı bulunan "Boys" fotoğraf makinesiyle elde edi­len fotoğraflar, hemen hemen görün­mez olan elektrik boşalmasının çentik­li adımlarla yere doğru ilerleyen bir "şimşek" olduğunu ortaya koyuyor

 

Yüksek binalarda ve dağlarda şimşek yukarıya doğru da çakabiliyor

Bir şimşek, saniyenin 100'de biri ara­lıklarla kesilmiş kısmi boşalmalardan meydana geliyor.

Aşağı doğru olan boşalım, yere 50 metre yaklaştığında çok daha parlak bir vuruşla geri dönüyor. Bu ışık seli sayesinde bulut, yer ile birleşmiş olu­yor. Yüz milyon voltluk bu fark, yu­karıya doğru yükselen onbinlerce am­perlik akım, hareketli bir alevle açığa çıkıyor. Açığa çıkan bu enerji, nesne­leri buharlaştıracak kadar şiddetli bir etki gösteriyor. Şimşeğin en parlak kısmı, yerden yukarıya doğru yükseli­yor. Yüksek binalarda ve dağlarda şimşek yukarıya doğru da çakabiliyor.

Fırtına bulutlarının buzlu üst kısım­larında güçlü pozitif yük olduğundan, bulutların içinde yıldırım oluşabiliyor. Böylelikle, bulutun içindeki yük farkı dengelenmiş oluyor. Bu, genelde her tarafa ışık saçan, ancak gürültüsü du­yulmayan şimşeklerle kendini gösteri­yor. Yıldırımın bir başka özelliği de, içinde sıkışmış hava bulunan şok dal­galan yaratması... Bu dalgalar genişle­yip, çoğumuzu yerinden sıçratan güç­lü gökgürültülerine dönüşüyor.

 

Kapalı mekanlarda yaşam yıldırımdan ölen sayısını azalttı

Günümüzde yıldırımın etkilerinden korunabilmek, eskiden olduğundan daha büyük önem taşıyor. Elektronik teknolojisinin kullanımında ki artış, yıldırımın yol açabileceği tehlikeleri de arttırıyor kuşkusuz... Örneğin; her donanımı elektronik sistemlere bağlı olan bir hastaneye yıldırım düşmesi, umulanın çok üstünde kayıplara neden olabiliyor.

1800'lü yıllarda yıldırım çarpması sonucunda ölenlerin sayısı günümüz­den çok daha fazlaydı. Ölü sayısının bugün az olması, tabii ki fırtınaların azalması değil; çünkü böyle bir azal­ma söz konusu olmadı... Değişen tek şey, artık insanların daha çok kapalı mekanlarda yaşıyor olmaları... İnsan­ların iş ortamları kapalı alanlara taşın­dıkça, yıldırım çarpma olasılığı da gi­derek ortadan kalkıyor...

 

Nijerya'da her iki günde bir fır­tına kopuyor ve yıldırım düşüyor...

Yıldırım çarpan insanların öyküsü, yılda en az bir-iki kez gazete haberi olan öykülerden...

Türkiye'de de böy­le, dünyanın diğer ülkelerinde de... Ül­kemizde fırtınalar genellikle sonbahar ve kış aylarında koptuğundan, bu tür olaylar da aynı mevsimlerde artıyor. Ama fırtınaların ve yıldırımların çok daha sık ve farklı mevsimlerde görül­düğü ülkeler de var. Örneğin; Ekvato­ra yakın ülkelerde çok sık fırtına yaşa­nıyor; Nijerya'da her iki günde bir fır­tına kopuyor ve yıldırım düşüyor...

 

Bir insanı yıldırım kaç kere çarpar? Bir… İki… Üç…

Genel olarak, yıldırım çarpan insan­ların dörtte biri hayatını kaybediyor. Bu genellemelere bakılırsa, bir erke­ğin yıldırıma hedef olma şansı kadın­ların altı katı kadar... Bu konuda elin­de rekor olan kişi ise, ABD'nin Virginia Eyaleti'nde emekli bir park bekçisi olan Roy Sullivan... İlk kez 1942 yılın­da yıldırım çarpmasına hedef olan Sul­livan, ilk seferinde sadece ayak tırnağı­nı kaybetmişti... Bunu izleyen 1969, 1970, 1972 ve 1973 yıllarındaki yıldı­rımlar ona fazla hasar vermedi. Ancak, 1976'daki yıldırımda ayak bileğini in­citen Sullivan'ın, 1977'de göğsü ve karnı yandı. Bunca rastlantıdan sonra ölümünün de yıldırımdan olacağına inanmış dostları, Sullivan'ın 1983 yı­lında intihar ederek ölmesine çok şaşır­dılar...

 

En çok golfçular çarpılıyor

Yıldırım çarpmasından en çok etki­lenen kişiler, hiç kuşkusuz golf oyun­cuları... Dünyada her yıl çok sayıda golf meraklısını yıldırım çarpıyor. 1975 yılında birlikte golf oynayan Lee Trevino, Bobby Nichols ve Jerr Heard adlı üç iş adamı, yakınlarındaki bir gö­le düşen yıldırımın golf sopalarına sıç­ramasıyla neye uğradıklarını şaşırmışlardı. 30.000 derecelik sıcaklık, Trevino'nun omuriliğindeki suyu bir anda buharlaştırmıştı...

Bu tür nedenlerle, son yıllarda sade­ce yıldırım hakkında bilgi veren özel hava raporları kullanılmaya başlandı. 1988 yılında İngiliz Meteoroloji Büro­su, kendi "Varış Zamanı Farkı" siste­mini kurdu ve Avrupa'da çakan şim­şekleri izlemeye koyuldu. Cebelitarık, Kıbrıs ve İngiltere'deki dış istasyonlar, yıldırımın ürettiği 30 kilometre uzun­luğunda kısa radyo frekanslarını bile alabiliyordu. Artık, bu radyo dalgaları­nın her bir dış istasyona varış zamanı arasındaki gecikme ölçülüyor ve böy­lece Avrupa, fırtınaları gelmeden önce haber alabiliyor. Bu bilgi alındıktan sonra, havayolları ve bölgede bulunan diğer ilgililer uyarılıyor.

 

 

Fırtınaları izleme işini en ciddiye alan ülkelerden biri de Amerika Birle­şik Devletleri...

Çok yıkıcı fırtınalar sahne olan bu ülkedeki bilimadamları, uydular ve yer istasyonları aracılığıyla güçlü fırtınalarla sonuçlanabilecek ha­va şablonlarını sürekli olarak izliyor­lar. Fırtına belirdiğinde, risk altodaki bölgede bulunan gözlemci ekiplerden, sürekli olarak fırtınanın yeri ve nereye gittiği hakkında bilgi vermeleri isteniyor. Gerek Avrupa, gerekse ABD'de yüksek yapılarda muhakkak paratoner kullanılıyor. Geniş çatılı uzunlamasına binalar da "hava sınır ağ örgüsü"yle korunuyor. Çatı, metal iletken ağlarla kaplanıyor; bunlar da duvarların içindeki metallerle toprağa bağlanıyor. İçinde patlayıcı bulunan binalar ve yüksek risk altındaki yapılar ise, uzun iletken direklerin yanı sıra, üstlerinden sarkıtılan iletkenlerle donatılıyor. Bu gibi binaların içinde bulunan hassas cihazlar, bilgisayarları besleyen güç ve bilgi hatları, telefon ve bilgisayar terminalleri ve daha birçok elektronik sistem, voltaj ayarlayıcı regülatörlerle destekleniyor. Böylece, yıldırım düş­mesinde elektrik akımında meydana gelebilecek voltaj sıçramalarının bu cihazlara zarar vermesi önleniyor.

 

Apollo 12 kalkış sırasında iki kez yıldırıma hedef olmuş

Çabuk ateş alan yakıtlarla çalışan ve havada kalabilmeleri bilgisayarlara bağlı uçak ve roket gibi araçlar da fır­tınalardan ve onun getirdiği yıldırım­lardan korunmak zorunda... 1969 yı­lında Apollo 12, kalkış sırasında iki kez yıldırıma hedef olmuş, ama yıldı­rımların çok güçlü olmaması nede­niyle pek zarar görmemişti. Günü­müz uçaklarının fırtına bulutlarının çok üzerinde uçmalarının başlıca ne­denlerinden biri de bu yıldırımlardan uzak durmak... Çünkü, uçağın burnu, kanat uçları ve yakıt depoları yıldı­rımdan kolayca etkilenebiliyor. Bun­ların korunması ise, özel olarak yapıl­mış iletkenlerle sağlanıyor. Bu ilet­kenler, yıldırımın etkisini yayıyor ve sıcak noktaların oluşmasını önleyip, uçak gövdesinin zarar görmesini en­gelliyor. Elektrik akımında meydana gelebilecek iniş-çıkışları önlemek için de uçak içindeki cihazlarda özel par­çalar bulunduruluyor. Bu sistem öyle­sine gelişmiş durumda ki, günümüzde bir uçağın yıldırım çarpma sonucunda kötü bir yara alma şansı neredeyse yok gibi...

 

HALA AÇIKLANAMAYAN BİLİMSEL BİR BİLMECE…

YILDIRIM TOPLARI – IŞIK TOPU

 

Yıldırım topunun açıklanamayan görüntüleri...

Yıldırım topları, açıklanamayan bilimsel bilmecelerin başında geliyor. Bazı uzmanlar, bunun son­suz bir güç kaynağı olduğunu savu­nurken, kimileri de bir illüzyon oldu­ğunu söyleyerek varlığını kabul et­miyorlar.

Ancak, içlerinde bilimadamları­nın da bulunduğu pek çok kişi yıldı­rım topları gördüğünü iddia ediyor ve varlığından şüphe etmediğinde ısrar ediyor. William Morris, 1936 yılındaki bir fırtına sırasında gör­düklerini şöyle anlatıyor: "Kırmızı, sıcak bir ateş topunun gökyüzünden aşağıya doğru süzüldüğünü gör­düm. Evimize çarptı, telefon hatları­nı kesti, pencerenin çerçevesini yaktı ve kendini alttaki sıcak su fıçı­sının içine gömdü. Su bir süre daha kaynamaya devam etti. Yeterince soğuduğunda ise içinde hiçbir şey bulamadım..." Yıldırım düşmesini gören diğer

insanlar, 15 santimetre genişliğinde portakal kırmızısı ya da beyaz top­ların gökyüzünde kaydığından, ıslık sesi çıkardığından ve keskin bir ko­ku yaydığından söz ederken, bu topların bazılarının patladığını, di­ğerlerininse yok olup gittiğini anlatı­yorlar.

Sırlarla dolu yıldırım toplarıyla il­gili ilk ipucu 1991 yılında elde edildi.

Japon bilimadamları, parlayan ışık toplarının, mikrodalga enerjinin bir metal kutu içine hapsedildiği zaman oluştuğunu bildirdiler. Bu da, yıldı­rım toplarının, kısa dalga radyo dal­gaları birbirine karıştığında ortaya çıkan sıcak, iyonlaşmış gaz yığınları olduğu teorisini destekliyor...  

Yıldırımdan nasıl korunabilirsiniz?

Saçlarınız havaya kalktığında, yıldırımın hemen tepenizde olduğundan kuşkunuz olmasın. Uzaktaki fırtınaların oluşturduğu radyo parazitlerini fark ederek gelen fırtınaları haber veren uyarı cihazları spor malzemeleri satan dükkanlarda bulunuyor.

Bir fırtınaya yakalandığınızda uzak durmanız gereken en belirgin cisim, geniş bir alanda tek başına duran uzun bir ağaç... Çünkü, böyle bir ağaç yıldırım sırasında tıpkı bir paratoner görevi görüyor, Böyle anlarda mümkünse ev ya da araba gibi Faraday kafesi görevi yapacak kapalı mekanlara girmeye bakın. Açık arazideyseniz, yıldırımdan korunabileceğiniz en ideal yerler alçak vadiler ya da dere yataklarıdır. Tel örgü gibi metal cisimlere sakın yaklaşmayın. Üzerinizde olan tüm metallerden de bir an önce kurtulmaya bakın. Kalabalıksanız, hemen dağılın ve birbirinizden uzaklasın.

Eğer her şey ters gidip de saçınız havalanmaya başlarsa, ellerinizi dizlerinize koyarak çömelin. Kesinlikle yere uzanmayın...

Bazen kapalı mekanlarda bulunmak bile tehlikeli olabilir. 1982 Temmuzunda camın önünde oturan bir kadın, pencereden içeri giren yıldırımla çarpılmıştı. Yıldırım, elinde tuttuğu çay süzgecine vurmuş, bu güçlü darbe, kadının mutfakta yere yuvarlanmasına neden olmuştu.

  Bazen havada hiç bulut yokken de yıldırım çarpabilir. 1966 Eylülü'nde Arizona'daki 30 tarla işçisi masmavi gökyüzünden gelen bir yıldırımın hışmına uğradılar, üçü öldü. 1976 yılının Haziran ayında ise Avustralya'da Myrtleford'daki evlerin üzerine düşen yıldırım bir televizyonun patlamasına, telefonların kesilmesine ve güç hatlarının yıkılmasına neden olmuştu. Bu davetsiz misafirin ardındaki sır gizemini hâlâ koruyor...

 

 

 

 


Hazırlayanlar : merakediyorum grubu, kerem krmhby@hotmail.com
Kaynak : Focus - Kasım 1996 sayısında "Yağdı yağmur çaktı şimşek" başlığı ile yayınlanan yazıdan alınmıştır. Paragraf başlıkları ilave edilmiştir. Resimlerde kirlilik yaratmamak için grup adı vs kullanılmamıştır.
Lütfen bu kısmı silmeyiniz, kaynak göstererek paylaşınız. Saatlerce uğraşarak verdiğimiz emeği bir "Delet" tuşuyla yok etmeyin
 

Murat Dağı’nda düşen yıldırım 150 koyunu telef etti

Baklan Yaylası’nda otlayan koyun sürüsünün üzerine yıldırım düştü. Olayda çoban yaralanırken 150 koyun, 1 eşek ve 2 köpek telef oldu.

Uşak’ın Banaz ilçesinin Bahadır köyüne bağlı Baklan Yaylası Tepedelen Mevkisi'nde sürüsünü otlatan Tecelli Ergün’ün (51) koyunları, saat 10.30 sıralarında başlayan dolu yağışı nedeniyle bir ağacın altında toplandı.
Doludan korunmak için kendisi de başka bir ağacın altına sığınan Ergün, bir süre yağışın dinmesini bekledi. Saat 11.00 sıralarında koyun sürüsünün bulunduğu ağaca yıldırım düştü. Ağacın altında bulunan sürüdeki 150 koyun, 2 köpek ve 1 eşek telef oldu. Olay anında başka bir ağacın altında bulunan çoban Tecelli Ergün ise karşılaştığı manzara karşısında fenalık geçirdi.
Çevrede bulunan çobanlar olay yerine gelerek acil yardım çağırdılar. Gelen cankurtaran aracıyla hastaneye ulaştırılan Tecelli Ergün tedavi altına alındı. Olayın ardından Banaz İlçe Jandarma ile Banaz İlçe Tarım Müdürlüğü ekipleri olay yerine gelerek inceleme yaptı.
İlçe Tarım Müdürlüğünden gelen veteriner hekimler telef olan koyunların gömülerek imha edileceğini, üretici ile ilgili olarak da afet yönetmeliği gereği işlem yapılacağını belirttiler.(28 Haziran 2010)


  Editör :  TORLAKON

7906 Kişi Tarafından Okundu.

Yazdır Yorum Ekle Tavsiye
 
1 2 3 4 5   Bu Habere Toplam 96 Puan Verildi
 Kaynak :  TÜRK FİLOZOF TORLAKON

 Kategori ¬ TORLAKONDAN

  Yorum ( 0 )   

Kayıtlı Yorum Bulunmuyor.

 

 Bu Kateoriye Ait Diğer Başlıklar

 
 
 

 Duyuru
  DEĞERLİ CANLAR MERHABA Torlakon ocağı, Türk Milletinin ve insanlığın bekâsı için tütmektedir. Nefesi olmak istiyorum, kâlbi vatan için atanın; sesi olmak istiyorum, toprakta kefensiz yatanın(TORLAKON)  

 
 
Bugün için Haber Eklenmedi.
Bu Hafta içinde Haber Eklenmedi.
ÇEÇELİ KARA MURAT ÇEÇELİ KARA MURAT
Minkarip-Mıngırap köyü bugünkü ismiyle Çamyuva köyünde yapılan muharebeyi kaybeden Yunan kuvvetleri panik halinde Gediz civarındaki kuvvetlerle birleşmeyi amaçlamaktadır. Ama yollarını kaybetmişlerdir. Mıngırap ve Aşağı Karacahisar köylerini ateşe ve...
 
 Takvim
 
 Ziyaretçi İstatistikleri
   
 Online : 6
 Bugün : 136
 Dün : 174
 Toplam : 686594
 Ip No : 54.80.96.153
     
 
 Vatan Size Minnettar
 

 
 Son Haberler
 
 Popüler Haberler
 
 Döviz Bilgileri

  Döviz Alış Satış
  Dolar 6.2671 6.2784
  Euro 5.5463 5.5830
 
 Hava Durumu



 
 Reklam



 

 



 
 

   © Copyright - 2008- TÜRK FİLOZOF TORLAKON - Tüm Hakları Saklıdır. 

TÜRK FİLOZOF TORLAKON

 Çilem.Net altyapısını kullanmaktadır.