Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv
 
TORLAKONDAN - Çiçeklere gülümseyin, ÜZÜLMESİNLER... - TÜRK FİLOZOF TORLAKON
   
 Çiçeklere gülümseyin, ÜZÜLMESİNLER...

Çiçeklere gülümseyin, ÜZÜLMESİNLER...
 Yazı Boyutu

 Tarih : 14.03.2009 - 21:52:11


Ne umutlarla koymuşlardı adını Başak diye. Ailenin yüzünü güldürecek bereketli bir ürün olacaktı. Mutluluklarını bire on, bire yüz katlayacaktı. Oysa bu başağın bereket yerine felaket getireceğini kim bilecekti? Özel öğretmenler tutulup eğitilmiş

 

   ÇİÇEKLERE GÜLÜMSEYİN, ÜZÜLMESİNLER!...

Bir anne, bir baba, bir de şirin kız.

"Çekirdek Aile" sözüne pek de uygun.

Tam yüreğinde oturuyorlar yurdumuzun.

Ankara'nın göbeğinde.

Hem de en lüks semtlerinden birinde.

Sıradan insanlarımızın ancak hayalinde görebileceği,

İki katlı şirin bir evde.

Kan kokusu var şimdi.

Ölüm sessizliği sarmış her yanı.

Akıllar tutulmuş.

Peki burada neler olmuş?...

. . .

Bir canı yok olmuş bu çekirdek ailenin.

Bir canı mahkum olmuş "anne katili" damgasıyla.

Bir canıysa dört yıl önce terk edip gitmiş.

Bahçesinde ötüşen baştankara kuşları,

Bir başka sesleniyorlar şimdi "de-de-ciğim" diye.

Hüzün var gayrı iki katlı şirin evde.

 "Onu boğazlarken, neslini de keseceğimi düşünüyordum.

Çünkü, bir kız kardeşinden başka akrabası yoktu." diye anlatıyor evin biricik kızı.

"Pişmanım. Ne de olsa o benim annem." diyor sonradan.

Kimi pişmanlıkların telafisi hiç mümkün olmuyor.

"Yaralı kurtulsaydı kesinlikle affederdi kızını" diyor tanıyanlar.

Affedişler mahşere kalıyor.

Peki bu "akıl duvarını yıkan" olay nasıl oluyor?...

. . .

Bir baba.

Adının anlamı CÖMERT olan,

Hastalarının derdini kesip kurtaran cerrah profesör bir baba.

Hoşgörü ve anlayışın cömertliğinde aciz kalıyor.

Aile içindeki sıkıntısından kurtulmak için çözümü,

Evi terk etmekte arıyor.

Başkalarının derdini kesip atarken,

Kendine dert ekliyor.

Vuruyor bu kez neşteri aile bağına.

Belki ömür boyu vicdan azabı çekecek.

Yüreğindeki ızdırabı dindirecek bir cerrah arayıp duracak belki de.

Bir divane gibi ömür sürecek…

. . .

Ne umutlarla koymuşlardı adını Başak diye.

Ailenin yüzünü güldürecek bereketli bir ürün olacaktı.

Mutluluklarını bire on, bire yüz katlayacaktı.

Oysa bu başağın bereket yerine felaket getireceğini kim bilecekti?

Özel öğretmenler tutulup eğitilmiş ve üniversite kazandırılmıştı halbuki.

Hem de Dünya'nın beşyüz üniversitesi arasına girebilmiş beş okulumuzdan birine.

Orada hukuk öğrenecekti.

Kul hakkı, komşu hakkı, anne-baba hakkı nedir iyi bilecekti.

Mezun olup göreve başlayınca haksızlıkların hesabını soracaktı.

Daha okulunu yarı etmeden başladı hesap sormaya.

Babanın ayrılığının bedelini anneden çıkarttı.

Aslında kendi yüreğine saplamıştı bıçağı.

Ölünceye kadar hiç çıkartamayacaktı…

. . .

Talih anlamı taşıyordu talihsiz annenin adı.

İlim yolunda harcadığı ömrü ödüllerle doluydu.

Türkiye'de 43, yurtdışında 38 ayrı yayınlanmış makalesi vardı.

26 Uluslar arası kitaba konu olmuştu çalışmaları.

Bağışıklık ve Behçet hastalığının sayılı uzmanlarından biriydi.

"Bu kız beni öldürecek. Bana sahip çıkar mısınız?" diye medet umdu çevresinden.

"Benim katilim kızım olacak. Size para bırakayım, cenazem ortada kalmasın."

Diye dert yandı durdu.

Aman Allah'ım! Bu ne garip talih?

Dünya'nın en talihsiz yardım dileme nedeniydi belki bu…

. . .

Sonuçta, ne baba kaybetti eski eşini,

Ne de anne katili olup hem hapse, hem de annesizliğe mahkum olan bir zavallı kız.

Öz kızı tarafından hunharca boğazlanan talihsiz anne de değil kaybeden.

Hepimiz kaybettik, Türkiye'mizin kaybettiğidir giden.

Zor yetişen bir canımızı yitirdik.

Cenazesi kalmadı ortada fakat,

Behçet hastaları kaldı ortada.

"Kör ölür, badem gözlü olur." der ya atalar,

Bu değil öyle.

"Mum, kendi dibini aydınlatamaz." derler ya hani,

Tam da öyle.

Ülke insanına hizmet yolunda ömür tüketirken,

Kendi ailesine ve biricik çocuğuna zaman ayıramamanın çok acı bedeli.

Yeterli ilgi ve sevgiden yoksun kalan bir kızcağızın cinneti,

Öksüz bıraktı hepimizi…

. . .

Bizim bir Hacı Ahmet emmimiz vardı.

Köyümüzün en çalışkanlarından ve traktörü köye ilk getiren.

Yirmili yaşlarda yakalandı Behçet hastalığına.

Kısa süre sonra da kaybetti gözlerini.

Traktörünü kullanamaz olmuştu gayrı.

Güttüğü sığırlarının sesleriyle koşturdu, o yana, bu yana.

Ölünceye kadar da sayısız kere düştü çukurlara, havuzlara.

Kimi zaman da yoldan geçen araçlar çarptı durdu.

Kaç kere kırdı kolunu, bacağını; yardı başını.

Onun derdine derman bulacak bir "Doktor Olcay" hiç olamadı.

Behçet kelimesinden bile nefret etti köylüler.

Çocuğuna bu ismi veren hiç olmadı.

Daha kimbilir nice Hacı Ahmetler,

Hangi köyde, hangi köşe başında,

Gözlerini açıp Dünya'larını aydınlatacak,

Doktor Olcay'ların yolunu beklemekteler…

. . .

Gam, kasavet, keder sardı yine serimi.

"Ey ağalar! Hangi derde yanayım?" Diye feryadın tam sırası.

Sarsıla sarsıla ağlamanın vaktidir…

Babaya acıdım.

Anneye daha çok acıdım.

En çok da zavallı kızcağıza acıdım.

Çevremizde sayısız nice aile var böyle.

Büyük çoğunluğu da çalışan varlıklı aileler.

Sudan sebeplerle dağılmış,

Çocuklarının yüzü hiç gülmeyen…

Ah çocuklar!

Gülümseyen bir yüz arayan çocuklar!

Sevgi ve şefkatin hasretiyle yanan çocuklar!

Rüyalarıma girerek benden medet uman çocuklar!

Yüreğim zaten o denli geniş ama,

Dilerim Mevla'dan;

Hepinizi de barındırabilecek bir evimiz olsun…

. . .

Şikayetçiyim!

Azıcık hoşgörüyü çok görenlerden şikayetçiyim!

Gereksiz yere birbirinin başına dert örenlerden şikayetçiyim!

Çocuklarının önüne sevgisiz bir Dünya sürenlerden şikayetçiyim!

Geçimsizlik ve kavgalarının faturasını çocuklara sunanlardan şikayetçiyim!...

Batı Toroslar'ın deli yörüğü Torlakon'un mezartaşına şöyle yazsınlar:

Çocuklara kanat gerin, ezilmesinler.

Çiçeklere gülümseyin, üzülmesinler.

28 Mart 2008

Türk Filozof TORLAKON

(TORLAKON; "Türk Savunma Sanatı{ÇAKIRPENÇE} ve Hayat Felsefesi, Tabuların Yakıldığı Akıl Ocağı, İnsanlığa ve Gerçeğe Açılan Pencere, Batı Toroslar'dan Yükselen Işık, Gürleyen Ses ve Anadolu Türk Ruhu'nun Yeniden Şahlanışı"dır.)

ERGENEKON VADİSİ’nden sel gibi çıktık!

MALAZGİRT OVASI’ndan kasırga gibi girdik!

TORLAKON YAYLASI’ndan yıldırım gibi gürleriz!!!...

"BEN VE MİLLETİM TANRI'NIN KIRBACIYIZ. TANRI KENDİ YOLUNDAN ÇIKANLARI CEZALANDIRMAK İÇİN BİZİ GÖNDERİR."

( Türk İmparator ATİLLA )

"BU MEMLEKET TARİHTE TÜRK'TÜ, HÂLDE TÜRK'TÜR VE EBEDİYEN TÜRK OLARAK YAŞAYACAKTIR."

"HAYATTA YEGÂNE VARLIĞIM VE SERVETİM, TÜRK OLARAK DOĞMAMDIR."

"NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE!"

( MUSTAFA KEMAL ATATÜRK )

*** Türkistan'da TONYUKUK, Türkiye'de TORLAKON ***

 

  Editör :  TORLAKON

1993 Kişi Tarafından Okundu.

Yazdır Yorum Ekle Tavsiye
 
1 2 3 4 5   Bu Habere Toplam 365 Puan Verildi
 Kaynak :  TÜRK FİLOZOF TORLAKON

 Kategori ¬ TORLAKONDAN

  Yorum ( 0 )   

Kayıtlı Yorum Bulunmuyor.

 

 Bu Kateoriye Ait Diğer Başlıklar

 
 
 

 Duyuru
  DEĞERLİ CANLAR MERHABA Torlakon ocağı, Türk Milletinin ve insanlığın bekâsı için tütmektedir. Nefesi olmak istiyorum, kâlbi vatan için atanın; sesi olmak istiyorum, toprakta kefensiz yatanın(TORLAKON)  

 
 
Bugün için Haber Eklenmedi.
Bu Hafta içinde Haber Eklenmedi.
HİPOTERMİ: Soğukta Vücut Isısının Düşmesi (alıntıdır) HİPOTERMİ: Soğukta Vücut Isısının Düşmesi (alıntıdır)
Hipotermi, özellikle askerler, avcılar, balıkçılar, çobanlar, kayak yapanlar… gibi dış ortamda bulunmak ve çalışmak zorunda kalanlarda ve evi barkı olmayan insanlarda ortaya çıkar. Küçük çocuklar ve ileri yaştakilerde de risk yüksektir. ...
 
 Takvim
 
 Ziyaretçi İstatistikleri
   
 Online : 17
 Bugün : 362
 Dün : 478
 Toplam : 699765
 Ip No : 54.163.20.57
     
 
 Vatan Size Minnettar
 

 
 Son Haberler
 
 Popüler Haberler
 
 Döviz Bilgileri

  Döviz Alış Satış
  Dolar 5.3412 5.3508
  Euro 4.7023 4.7335
 
 Hava Durumu



 
 Reklam



 

 



 
 

   © Copyright - 2008- TÜRK FİLOZOF TORLAKON - Tüm Hakları Saklıdır. 

TÜRK FİLOZOF TORLAKON

 Çilem.Net altyapısını kullanmaktadır.