Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv
 
TORLAKONDAN - ÇÖL GERİLLASI ve ZİHİNSEL BOMBARDIMAN - TÜRK FİLOZOF TORLAKON
   
 ÇÖL GERİLLASI ve ZİHİNSEL BOMBARDIMAN

ÇÖL GERİLLASI ve ZİHİNSEL BOMBARDIMAN
 Yazı Boyutu

 Tarih : 19.02.2009 - 09:33:34


Kişiden kişiye insanların yaydığı elektromanyetik dalga boyu değişiyor. 3-50 hertz arasında değişen bu dalgalara, beynin parmak izi de deniyor. Bu dalgaların tespitinden sonra sonuçlar bilgisayara kaydediliyor. Yaydığı elektromanyetik dalgaları tespi

 

ÇÖL GERİLLASI ve ZİHİNSEL BOMBARDIMAN

 

Sekiz yıl süren bir savaş(İran-Irak Savaşı, 1980-1988) ile yordurulan;

Ve arta kalan gücünü harcaması için Kuveyt’i işgale(2 Ağustos 1990) teşvik edilen;

Daha sonra da “Bağımsız bir ülkeyi işgal ettiği” öne sürülerek, BM Güvenlik Konseyi’nin kararıyla oluşturulan “Çok uluslu güç”ü meydana getiren başta Küresel Haydut ABD ve onun sadık zağarı İngiltere olmak üzere, Fransa, Mısır, Suudi Arabistan, Suriye... 28 devletin(700 bin asker) en üstün silahlarla 43 gün süreyle geceli gündüzlü bombardımana tutulan;

Komuta ve iletişim merkez veya yapıları tamamen çökertilen;

Hava alanları ve hava savunma gücü hepten ortadan kaldırılan;

Ağır silahları, zırhlı araçları, silah depoları ve sığınakları yok edilen;

Elektrik üretim yapıları ve tüm önemli üretim merkezleri haritadan silinen;

Savaş sonunda bütün savaş masraflarını tazminat olarak ödemeye mahkum edilen;

Barış sağlanmasının ardından bile çeşitli bahanelerle bombardımana tutulmaya devam edilen;

36. Paralelin kuzeyi ve 32. Paralelin güneyinde uçağını uçuramayan;

Birleşmiş Milletler’in uyguladığı ticari ambargo yüzünden petrolünü satamayan;

İlaç alacak dahi parası kalmayan ve çocukları açlıktan ölen bir ülke;

Kitle İmha Silahları ürettiği gerekçesiyle,

Bütün yapılarını BM Silah Denetçilerine açtığı ve hiçbir bulguya da rastlanmadığı halde,

Küresel Haydut ABD ve yandaşları İngiltere, İtalya, Polonya, Avustralya tarafından,

2003 Mart’ının 19’unu 20’sine bağlayan gecesini cehennem ateşiyle aydınlatır gibi,

Yeni yüzyılın en büyük bombardımanına tutuldu.

Uluslar arası hukuk hiçe sayılarak, haydutça, arsızca, alçakça, şerefsizce…

Bütün ağır silahlarını Körfez Savaşında kaybeden ve füzelerini de BM’nin gözetiminde kendi iş makineleriyle imha eden Irak devleti, İran sınırı yakınına gizlenip ihtiyatta tuttuğu ve son hava gücünü oluşturan 150 uçağını da, İran’a kaçırıp sığınan pilotları yüzünden kaybetmişti…

Ortada dehşet verici bir kuvvet dengesizliği olduğuna göre,

Zaten Ordu Düzeni diye bir şey de kalmadığına göre,

Geriye sadece Gerilla Harbi uygulamak kalıyordu…

Kır gerillası içinde en zor ve meşakkatli olanı Çöl Gerillacılığıdır.

Takviyesi zordur, gizlenme neredeyse imkânsız gibidir.

Üstüne üstlük; düşmanın gece görüşlü ve silahlı araçları tepede dolaşıp duruyorken…

Her şeye rağmen çölde üç hafta direniş gösterdi yoksul Irak halkı.

En ileri ve güçlü silahlara karşı canını dişine takarak, ölümüne…

Çölde üç hafta direnebilen halkın,

Asıl savaşı Kent Gerillasında vereceği umuluyor ve bekleniyordu.

Ve nihayet 9 Nisan 2003’te Bağdat’a girdi işgalci güçler.

Fakat hiçbir direnişle karşılaşmadılar.

“Düşmanın gözden çıkaramayacağı kadar bir kuvvetin şehre girmesine göz yumuluyor ve asıl darbeyi kıskaç içinde vurmayı bekliyorlar.” diye düşünüldü.

Fakat o da ne!

Beklenen direniş bir türlü ortaya çıkmıyordu.

Günler haftaları kovaladı ve gerçek suyüzüne çıktı:

Bağdat halkı işgal öncesi “Zihinsel Bombardıman”a tabi tutulmuştu.

Direniş için elde tutulan silah, mermi ve roketatarlar etrafa, ırmak kenarlarına atılmıştı.

Ve direniş işgalden bir hayli zaman sonra tekrar başlıyordu;

Zihinsel Bombardıman etkisini kaybettikten sonra…

Fakat iş işten geçmiş, demiri tavında dövme fırsatı kaçmıştı.

Zaten direniş gösteren kesim de halkın çok az bir kısmını oluşturuyordu.

Bir avuç direnişçiyi halkın ve Müslüman toplumların gözünden düşürüp desteklerini kesmek isteyen işgalciler, maskeli ajanları aracılığıyla sergiledikleri “Adam boğazlama” yönteminde oldukça başarılı oldular ve aptalları kandırmayı başardılar(http://www.torlakon.com/haberdetay.asp?ID=101)...

Peki nasıl oluyordu bu Zihinsel Bombardıman?

Hafıza kaybı ve davranış bozuklukları,

Duyulan sesin yönü, şiddeti ve içeriğinin değişmesi,

Göz kapaklarını denetleyerek konuşmanın bozulması,

Düşüncelerin okunması ve dışarıdan düşünce iletilmesi,

Hareket eden hayali görüntülerin görünmesi,

Çok ağır derecede yorgunluk hissi,

Rüyaların denetlenmesi,

Sürekli kulak çınlaması,

Şiddetli kalp çarpıntısı,

Sonuçta, Nöro-Elektromanyetik silahların bombardımanına tabi tutulanlar, denetim altına alınmış zihinleriyle, kendilerine kodlanan fikirlere uygun davranış-düşünce biçimi sergiliyorlar.

Ve Irak halkı, sanki, kokusu olmayan fakat etkin bir zehir olan Karbonmonoksit(CO) gazı solumuş gibi gözkapaklarına engel olamayıp ağır bir uykuya dalarak ölenlerin durumuna düşürülmüşlerdir. Eğer bir asker “Uyku bir yana, dünya bir yana” diyecek derecede kendini bitkin hissediyorsa nasıl nöbet tutar veya savaşır…

 

Sanalağ(internet) yoluyla tarafıma ulaşan alttaki yazıyı dikkatlere sunuyorum(TORLAKON)

 

Zihin Nasıl Kontrol Edilir ?

 

İnsanları kontrol etmenin verdiği haris tamahın iç gıcıklayıcı baskısı, eh bir de konunun "esrarengiz" yapısı "zihin kontrolünü" müthiş çekici yapmakta.

 

Neler yok ki bu dosyada. Tek kelimeyle tetik çekenler, hayvanları silaha dönüştürenler, ezoterik bilgiler, gizli servisler ve daha neler neler!

 

Günümüzdeki alt kolları birer ahtapot gibi yerküreyi saran "psikolojik" operasyonlar için, çok ama çok eski dipnotları var. Hasan Sabbah´ın Haşhaşi Tarikatı´nda, müritlerin, haşhaş etkisiyle intihar ve suikastları kolayca yapmaları gibi. Size ne ifade eder bilemeyiz, ama "cennete" inandırılan Haşhaşinler, mutlulukla ölüme/öldürmeye koşuyorlardı. Bu tarihsel olayın etkileri öyle derin oldu ki, günümüzde suikast anlamına gelen İngilizce "assassination" kelimesi bile "haşhaşin"den türetildi.

 

Amerika´nın boynuzları "ustasını" geçse de, gerçekte kötülüğün kaynağı bir zamanların "Şeytan İmparatorluğu"na gidiyor... Soğuk savaşın "Demir perde" arkasında kalan laboratuarlarında, "pis savaşlar"ın akla ziyan "zihin savaşları"na giden yolu açan etikette yazılı dört harf var. SSCB... Yani, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği!

 

Günümüzde bazı çok basit sorular sorulabilir. "İnsan zihni nasıl kontrol edilebilir?" gibi, "Peki ama ne için?" gibi. Bilinen o ki, masum bilimsel meraklar, kısa sürede tehlikeli fantezilere yol açabiliyor. "Askeri, politik ve istihbarat alanlarında "zihin kontrolü" yapılması örneklenebilir. Niyet masumdu başlangıçta. Zihin kontrolü ile hastalıklar tedavi edilebilirdi. Ancak "soğuk savaş" ve devamındaki yıllarda masumiyet yitirildi. Sonuç dramatik.

 

Konu zihin olunca, psikoloji ve psikiyatri ivme vermiş. Hemen ardından parapsikoloji, dinsel motifli uygulamalar, medyumluk, duru görü, 6. his, 7. his, 8. his (17´ye kadar gidiyor), uyuşturucular, vücuda elektronik implantlar takılması, enerjinin tahrip amacıyla hedeflere yöneltilmesi, radyasyon, duyu azaltılması, hipnoz, propaganda teknikleri, beyin yıkama vb. kavramlar virüs gibi yayılmış gizli merkezlerde. Alt başlıklar böyle olunca, derinliği ve çapı bilinmeyen bir alana milyonlarca dolar, yüzlerce proje ayrılmasının sonuçları pek iyi olmamış. Bugün hangi tehlikeyle karşı karşıya insanlık?" derseniz eğer...

 

Beatiful Mind!.. (Akıl Oyunları)

 

İlk bilgilerin izi 20. yüzyılın ilk çeyreğine, SSCB´de, Prof. Vassiliyev´in l930´larda yaptığı araştırmalara kadar sürülebiliyor. Onun ulaştığı bilgiler, "Zihin Telkini Tecrübeleri" adı altında l962 yılında yayınlandı. Vassiliyev, çalışmalarını, telepati yoluyla düşüncelerin beyinler arasındaki nakline yöneltmişti. Vassiliyev, ruhen hasta olan İvanovna ve Fedorova isminde iki denek üzerinde çalışmaya başlar. Deneklere beyin dalgaları, cilt direnci ve diğer biyolojik fonksiyonlarını ölçecek aletler bağlayıp, telkinle hipnoza sokar. Önceleri ayrı ayrı odalarda, sonra da uzak mesafelerde transa giren deneklerin düşünce yoluyla birbirlerine gönderdikleri mesajlar kaydedilir.

 

İki kadının kurşun levhalardan bile geçen telepatik zihin dalgalarını izleyen Vassilyev, ruhi olayları mekanik görüşe bağlayamayınca endişelenir. Çünkü tanrıyı reddeden rejim açısından geçerli bir açıklama yapma olanağı yoktur. Önceleri deneklerin trans halini şartlı refleks olarak değerlendiren Vassiliyev, değişik insanlarla deneyi tekrarlar. Sonuç aynıdır. Tüm deneklerde önce şuur kaybı olur, sonra transa girerler. Denekler arasındaki uzaklığı 1.500 kilometreye kadar çıkaran Vassiliyev, neticenin değişmediğini görür. Telepatik iletişim sürmektedir.

 

Vassilyev uyuşturucu ilaçlarla da deney yapar. Meskalin verdiği bir kızdan, sekiz kutunun içine yerleştirdiği pamuklara sarılı cisimleri tanımlamasını ister. Denek, üzerinde Moskova Merkez Postanesi´nin bulunduğu resimli pulu; "Bu koca taştan binayı kutu içine nasıl soktunuz" olarak tanımlar.

 

Sovyetler işe koyuluyor!

 

SSCB´de, 1970 başlarında 20´den fazla laboratuar kurulur. Sovyet Bilimler Akademisi sayısız deney gerçekleştirir. Parapsikolog Naumov´un o tarihlerdeki açıklamaları, masum bir bilim adamının görüşlerini yansıtıyor gibidir;

 

"Biz, insanda şuur dışı gerçekleşen bir haberleşme sistemini bulmak üzereyiz. Bir insan, normal şuuru dışında başka bir insanı etkileyebilir mi? Bu telesomatik akımların yayılmasına neden olan şartlar neler? Bu telesomatik akımlar belirsiz bir boyutun bilinmezliği içindedir. İşte bu bilinmeyen enerji üzerinde yapılacak çalışmalar beşeri münasebetleri mükemmel bir ahenk içine sokabilir."

 

Bu iyi niyetli açıklamalar, gün gelecek dünyanın en güçlü ülkeleri arasında keskin rekabet yaratacak; milyonlarca dolarlık bütçeleri tüketecek, gizli belgelerin sayısı milyonları, gizli operasyonların sayısı da yüzleri aşacaktır. Asıl trajik ve korkutucu olan ise bu "bilim dalında" ortaya çıkacak buluşlar ve dehşetengiz uygulamalar olacaktır bundan böyle. Bir zamanlar "çiçeği burnunda" bir bilim dalı olarak kabul gören parapsikoloji artık askeri ve istihbari alanda kullanılmaya başlayacaktır. Zihnin okunması ve kontrolü çağı başlamıştır artık...

 

Hijyenik fikirler: Beyin yıkama...

 

Haber alma örgütleri tarafından uygulanan beyin yıkama yöntemleri, bir çeşit "zorunlu hipnotik trans. CIA tarafından yayınlanan gizli bir raporda, soğuk savaş döneminde KGB´nin beyin yıkama ve insan eğitme yöntemleri incelenmiş. Yani insanlardaki savunma sistemi nasıl yıkılır, yeni model insan nasıl yaratılır.

 

Beyin yıkama yöntemleri, SSCB´de rejim muhaliflerine uygulandığı gibi, rejimle tam bir uyum içerisinde, birer robot gibi çalışabilmeleri için gönüllülere de uygulanmış. Böylece, rejimin istediği insan tipini yaratmak; insanları, gerektiğinde bir terörist, bir sabotajcı gibi eğitmek amaçlanmış.

 

CIA eski başkanlarından Richard Helms; Watergate soruşturmasında Warren Komisyonu´na şu açıklamayı yapıyordu; "Yapılan araştırma göstermiştir ki, SSCB kendi sisteminin isteklerine uygun politik görüşe bağlı olacak, halkının davranışlarını düzenleyebilecek bir kontrol teknolojisi geliştirmeye çalışmaktadır. Bundan böyle aynı teknoloji, bilgiler kodlanarak insan hedeflerine yöneltilebilecektir. Ve bu, insan zihinleri harbi olacaktır."

 

CIA raporlarında, ABD´deki yeni tip bir casusluk şebekesinden de söz edilir. Buna göre; hipnoz, telapati, düşünce okuma ve düşünce nakli gibi özel yeteneklere sahip ajanlar, Amerikan halkının şuuraltını etkileyerek, düşüncelerini KGB´nin programı çerçevesinde değiştirmeye çalışıyor. Ajanlar, çeşitli dini ve mistik topluluklara nüfuz ederek, bunları, konsantrasyon ve imajinasyon çalışmaları ile etkilemek istiyorlar.

 

Aynı raporlarda; Sibirya´da, beton sığınaklar içinde oluşturulan nükleer infilak etkisinin, bir grup yetenekli psjiko-süje tarafından, istenilen hedeflere zihinsel olarak nakledildiğinden söz ediliyor. Raporda, Sovyetler´in laboratuvarda ürettikleri bakteri türlerini kullanarak, psişik süje yardımı ile ve zihin yoluyla çok uzaklarda hastalık çıkarabildikleri anlatılıyor. İnanılmaz gibi, ama bu işlemler için askeri hedefin fotoğrafını kullanmak yeterli olmakta. Öyle ki, 1963 yılında kaybolan ABD Nükleer Denizaltısı Tehresher´in, bu yolla batırıldığı dahi söyleniyor.

 

Demirperde ülkelerinden Bugaristan, daha 1960 Prof. Dr. Lozanov başkanlığında oluşturduğu "Telkinbilim ve Parapsikoloji" kurumunda; zihin kontrolü, zihinsel şifa, retina ötesi görme, süratli öğrenme (saggestoloji) çalışmaları başlatır. Çekoslavakya´da ise, psikotronik adı altında yapılan bilimsel çalışmalar; telepati, telegnosis ve psikoknesis üzerinde yoğunlaşır. Çekler işi o kadar ciddi tutarlar ki, Çek Bilimler Akademisi çalışmaları destekler, Charles Üniversitesi Nörofizyoloji Bölümü deneylere yardımcı olur. Günümüzde bu tür kurumların en ünlüsü, ABD´de, direkt Beyaz Saray´a hizmet veren "Zihin Araştırmaları Merkezi"dir.

 

Ezoterik bilgilerden parapsikolojiye

 

Tibet Budizmi, Zen Budizmi, Sufizm ve Yoga gibi öğretilerin içerikleri, Batıda tam anlamıyla bilinmiyor. Bugün, zihnimizin normal çalışmasının dışında, sezgiye dayanan bilince sahip olduğumuz kabul ediliyor ve insanın akıl ile sezgiye dayanan kabiliyetleri arasındaki fark inceleniyor. Dini ve mistik batıni sistemlerdeki meditasyon ve vecd ise batıda yeterince bilinmiyor.

 

Bugün modern bilimin ortaya koyduğu madde ve enerji kanunları, medeniyetimizi oluşturuyor. Ancak bu kanunlar yalnızca maddeye ilişkin ve canlıların duyumlar dışı yeteneklerine cevap bulamıyor. Bu nedenle, bir grup bilim insanı metafizik ve mistik öğretilerden yola çıkarak, dünya yaşantısının bir hayalden ibaret, bir rüya hali olduğundan yola çıkarak sezgileri inceliyor.

 

Yeni bir bilim dalı olarak kabul edilen ve giderek gelişen Parapsikoloji, eskinin batıni öğretileri ve bilgilerini, modern-teknolojik cihaz ve vasıtalarla inceliyor. Londra Üniversitesi King´s College Matematik Profesörü John G. Taylor, The Shape of Minds to Come (Zihnin Gelecekteki Şekli) adlı kitabında şöyle diyor;

 

"Zihin ihtilalinin yarı yolunda bulunduğumuz anlaşılıyor. Daha parlak gelişmeler olacak. Zihnin yeni anlayışı; insanın hislerini, hareket tarzlarını yahut zekasını kontrolde güçlü metotlar meydana getirdi. Biz şimdi birçok zihin halini, hemen hemen bütünüyle, fiziki vasıtalarla kontrol edebiliyoruz."

 

Parapsikoloji terimi ilk kez 1880 yıllarında Dessouir tarafından kullanılmış. Normal yaşantımızda karşılaştığımız, ancak mevcut müspet bilgilerimizle açıklanamayan ruhi olayları tanımlayan bir terim. Parapsikoloji bugün; beş duyumuzun dışında, bazı olayları sezebilmek, etkileyebilmek ve geleceğe, geçmişe ait bazı şeyleri anlamaya yardımcı olan bir bilim dalı haline gelmiş bulunuyor.

 

Parapsikoloji´ nin, ABD ve dünyada yayılmasındaki en etkin isimlerden birisi olan Dr. J.B.; bir insanın duyumlarını kullanmadan, dış dünyadan ve diğer insanların zihinlerinden bilgiler alabileceğine inanıyordu. Yani "Duyumlar Dışı Algılama".

 

CIA devreye giriyor

 

New York Times Gazetesi´nin l6 Temmuz l977 tarihli sayısında şöyle bir haber yayınlandı; "ABD, insanlığı esir edebilecek görünmez silahlar geliştiriyor." Bir yıl sonra, Arizonalı gazeteci Walter Boward, "Operation Mind Control" (Zihin Kontrol Harekatı) adıyla yayınladığı kitabında ciddi suçlamalarda bulunuyordu;

 

"CIA tarafından uyuşturucu ilaçlarla yapılan deneyler, ABD hükümetinin uyguladığı çok gizli zihin kontrol projesinin yalnızca bir kısmıdır. Bu deneyler binlerce kişi üzerinde 35 yıl devam etmiştir. Bu araştırmalar; hipnoz tekniği, narkotik-hipnoz, elektronik olarak beyinin uyarılması, ultrasonik mikrodalgalar ve alçak ses frekanslarıyla davranışların etkilenmesi, davranış değişiklikleri terapisidir.

 

CIA, psikolojik silah stoklarını, psişik silahların değişik tiplerini geliştirmeyi başarmıştır. Bu yöntemlerle, yeni tip bir harbe girişmesi mümkündür. Bu savaşın görünmez muharebe sahası insan zihnidir. Parapsikoloji silahları devletler vatandaşlarını kendi ideolojik ve politik sistemleri içinde tutmak için veya diğer ülke insanlarının zihinlerini etkileyerek değiştirmek ve kendi gayelerine uygun yönlendirmek amacıyla kullanacaklardır."

En hayret edilecek konunun, milli güvenlik etiketi altında zihin kontrolünün araştırılması olduğunu vurgulayan Boward, kitabında zihin kontrolü için uygulanan "MKUTRA Projesi"ne de değiniyor;

 

"Senato istihbarat komitesine; Amiral Turner, ´CIA uyuşturucu ilaç deneylerini durdurdu´ demiştir. Sorulmadı ve kendisi de zihin kontrol projelerinden bahsetmedi. Amiral Turner, zihin kontrol harekatının durdurulduğunu söylemedi, yalnızca deneyler durduruldu" dedi.

 

Günümüzde insanların zihnine çeşitli araçlarla (gazete, kitap, radyo, internet ve televizyon) ulaşma imkanı sınırsız ve kontrolsüz bir halde. İnsan denilen biyolojik varlık, çok kolay programlanabilmekte . Okült (batıni, gizli) bir bilgi olan tekno-maji´nin (teknik büyü) sırları da son 300 yıl içinde insanlar tarafından çözülmüş durumda. Bu bilgi yığını korkunç silahları da beraberinde getirdi.

 

Teknokrat, bilim adamı ve askerlerden oluşan bir grup, bu güçlerin kontrolünü şimdi elinde bulundurmakta. Son 25 yıl, parapsikoloji ve psikotronik gibi adlar altında psikomaji´nin (ruhsal büyü) uygulama alanına konulduğu yıllar oldu. Hedef insan zihinlerini kontroldür. Geleceğin insanının-hatta günümüzün-kaderini; psikologlar, psikiyatristler, nörologlar, nörobiyologlar, biyokimyacılar, kuantum fizikçileri çiziyor."

 

Blue Bird!

 

CİA; Sovyet, Çin ve Kuzey Kore´nin zihin üzerindeki çalışmalarına karşı ilk programı 1950´de "Blue Bird" (Mavi Kuş) adıyla hayata geçirdi. Sonraki her gelişme Mavi Kuş´un kanatları altında serpildi. Bugün ilgilenenlerin elinde, CIA´in 1953´te Güvenlik Bürosu, 1962´ye değin Teknik Servisler Kadrosu eliyle yürüttüğü kirli projelere ilişkin 215 bin sayfa doküman var. Ancak bunların tamamı, işin finansal yönüne ilişkin ipuçlarından ibaret. Öze ilişkin kayıtların miktar ve içeriği bilinmiyor, nedeni bu döneme ait tüm belgelerin imha edilmiş olması. Yine de işin içinde yalnızca CİA´nin değil; ABD Savunma Bakanlığı, askeri kurumlar, Avrupa´daki bir çok bilimsel kuruluş ve özel laboratuvarların da bulunduğu anlaşılıyor bu dokümanlardan.

 

CIA´in başlangıç çalışmaları parlak sonuçlar verdi. İnsan davranışlarını ve dengesini kimyasal yöntemlerle zayıflatmayı amaçlayan bir ekip, "Scopaline, Barbiturates, Peyote, Mariyuhana ve Mescaline" türü maddeleri kullanarak "gerçek serumu" üretmeyi planladılar. Ekip bununla da kalmayıp, "Beyinlerarası Radyo-Hipnotik Kontrol" projesinin ilk adımlarını da attı. İnsanların içine, onları kontrol edecek küçük alıcıların yerleştirilmesi idi projenin görünmez yüzü. Ve zamanla insanların kobay olarak kullanıldığı projelerin efsaneye dönüşecek isimleri ardı ardına belirginleşmeye başladı; MKULTRA, MKSEARCH, MKACTION ve ARTICHOKE.

 

MKULTRA...

 

Sayılan projelerden MKULTRA´nın ne olduğunu bilmek, bu konuda neden korku duyulması gerektiğini yeteri kadar açıklıyor. MKULTRA´da yalnızca uyuşturucular üzerinde çalışılmıyor. Duyumda azaltma, dini cemaatler, mikrodalga deneyleri, psikolojik şartlanma, psiko-cerrahi, beyin nakli gibi pek çok araştırma yapılıyor proje kapsamında.

 

MKULTRA´da tamamı gizli bütçelerden finanse edilen 180´in üzerinde alt proje bulunuyor. Ana proje çatısı altında kimyasal, biyolojik ve radyolojik maddelerin insan hareketlerini kontrol etme amaçlı ve gizli operasyonlarda kullanılmasına yönelik bir seri araştırma yapılıyor. Kâğıt üzerinde 1964´te sona eren projenin 1970´lere kadar sürdürüldüğü biliniyor. Tüm belgelerin 1973´te yok edilmesi nedeniyle projenin tamamı soruşturma ve kovuşturmalardan sıyrılmayı başardı.

 

"Duyu Ötesi Algılama"; insanın gelecek, geçmiş veya şimdiki zaman hakkında, bilinen beş duyuyu "kullanmaksızın" bilgi edinebilmesine deniyor. Yani "6.his"ten başlayarak! 1970´lere kadar parapsikolojik bir altyapı mevcutsa da, bu tarihten sonra "psişik" çalışmalar çok daha kalibreli, geniş ve tehlikeli bir boyuta tırmanıyor.

 

Örneğin, ölülerden istihbarat temini için medyumlardan faydalanıldığı, bunlara bütçe ayrıldığı biliniyor. Bunlar ABD´de olanlar. Ya Sovyetler?

 

1975 yılına gelindiğinde, Sovyetlerin bu alandaki faaliyetlerinin gideri 300 milyon Ruble´yi aşmıştı. Bu rakam tek başına işin ciddiyetini gösteriyordu. Ancak ABD için buradaki problem farklıydı. CIA istihbarat alamıyordu ve kongreyi bu alana yatırım yapmaya ikna edebilecek delillerden yoksundu. Yine de konuyu NSA´ye taşıyarak gerekli desteği aldı.

 

1971´de "duru görü" üzerine çalışmalara başlandı. Bio-insanın klasik 5 fiziksel duyusunun dışındaki bilgiyi organize edebilmek için ek algılayıcılara sahip olup olmadığı araştırılıyordu ve bu başarıldı. Uzmanlara göre, insanın tam 17 tane farklı duyusu vardı ve projeler, deneyler ardı ardına hayata geçiriliyordu.

 

Bugün için söylenecek çok fazla şey yok ne yazık ki. Yöntem ve pratiğin daha sarsıcı hale gelmesinin, ya da uygulama alanının daha tehlikeli çapa erişmesinin kaygıları artırmaktan başka bir önemi yok. Çünkü ilkel haliyle de olsa, bir grubu ya da bir ülkedeki tüm insanları topyekûn etkileyebilecek de olsa "zihin kontrolü" lanetli bir iş. "Uluslararası Af Örgütü" de tam olarak bunu söylüyor zaten:

 

"Bireyin kendi zihin kontrolünü sağlama yetisine zarar verilmesini, düşünce kontrolü ve beyin yıkama bahsinde yer alan bir ahlaki suç olarak ele alıyoruz. Zira bir insanın zihni yetilerini bozmayı ya da yok etmeyi hedefleyen herhangi bir sorgulama ve uygulama prosedürü, yaygın olarak kabul edilen fiziksel işkence sınıflandırmaları kadar insanlık dışıdır."

 

Elektro-Manyetik Zihin Kontrolü Nasıl yapılıyor ?

 

Belirlenen merkezlerden gönderilen elektromanyetik dalgaların beyne yöneltilmesi sayesinde, deneğin beyin fonksiyonları kontrol edilebiliyor.

 

Sistem, elektrik akımı bulunan her şey, çevresine elektromanyetik dalga yayar prensibine dayanıyor. Sinyal istihbaratının geçerli olabilmesi için, ilk olarak insan beyninin yaydığı elektromanyetik dalgaların tespit edilmesi gerekiyor.

 

Kişiden kişiye insanların yaydığı elektromanyetik dalga boyu değişiyor. 3-50 hertz arasında değişen bu dalgalara, beynin parmak izi de deniyor. Bu dalgaların tespitinden sonra sonuçlar bilgisayara kaydediliyor. Yaydığı elektromanyetik dalgaları tespit edilen kişi, 24 saat boyunca yerleşik bir alandan uydular aracılığıyla takip edilebiliyor.

 

Bunun yanında kişinin öfke, acı, endişe, küçümseme,  ümitsizlik, dehşet, sıkıntı, kıskançlık, korku, uyku, terör gibi durumlarda yaydığı frekansları da tespit edilebiliyor. Çünkü beyindeki elektromanyetik dalga her duygu durumunda farklılık gösteriyor.

 

Bunların tespitinden sonra ise aynı dalgalar kişinin beynine gönderilerek, aynı duygular dışarıdan yaratılıyor. Bir bakıma kişinin duygu ve düşüncelerine dışarıdan müdahale ile kişi  kontrol altına alınıyor, yaratılmak istenen duygu durumu kişide oluşturuluyor.

 

Bu arada aynı teknoloji ile kişinin sözleri ve gördüklerinin dahi tespit edildiği iddia ediliyor. Yine aynı tekniğin kullanıldığı sistemde, deneğin her harfte yaydığı dalgalar tespit ediliyor. Bu harflere göre görüntü ve kelime tespiti yapılıyor.

 

Yıllardır konuşuluyor.

 

Zihin Kontrolü alanındaki gelişmelerin ilk ipuçları, 1969 yılında Dr. Delgado`nun yayınladığı “Beynin fiziksel kontrolü-psiko- medeni bir topluma doğru” adlı kitapta veriliyor.

 

Bu arada 16 Temmuz 1977 yılında New York Times gazetesinde akıllara durgunluk veren bir haber yayınlanıyor. Haberde, ABD insanlığın

esir edilebileceği görünmez silahlar geliştiriyor başlığı kullanılıyor ve haberle ilgili bilgiler veriliyor.

 

Bu haberin ardından yayınlanan Beyin Kontrol harekatı isimli kitapta, hipnoz tekniğinden, elektronik olarak beynin uyarılmasına kadar birçok konuda bilgiler yer alıyordu.

 

Bu kitabın ardından yine ABD İstihbarat Servisi`nde üst düzey yetkililer arasında yer alan ve bu araştırmaların başındaki isim olduğu iddia edilen Lyn Buchanan, yayınladığı 7.his kitabında, Amerikan askerlerine psişik tekniklerin kullanılması ile ilgili bilgiler verdi.

 

Yetkililer ne diyor?

 

Bu arada haber ile ilgili görüşlerini aldığımız, bazı TSK ve emniyet yetkilileri ise bu alanda yapılan çalışmaları doğruluyorlar. Onlara göre de Zihin kontrol alanındaki çalışmalar, bazı ülkelerin gizli servisleri tarafından yapılıyor. İsminin açıklanmasını istemeyen askeri bir yetkili, ABD`de parapsikoloji araştırmalarının yoğun şekilde devam ettiğini ve istihbarat çalışmalarında bu  yöntemlerin kullanılması için çaba sarf edildiği gerçeğine dikkat çekiyor.

 

İstihbarat çalışmaları açısından insan beyinlerinin kontrolü için yapılan araştırmalarla ilgili bilgi sahibi olduklarına da dikkat çeken askeri yetkili, Türkiye`nin de bu alanda çalışma yapması gerektiğine dikkat çekiyor. Bu arada Türkiye istihbaratında önemli isimler arasında yer alan bazı yetkililer de olayı doğruluyor. Onlara göre de ABD gizli servisleri tarafından insan beyinlerinin kontrolüne yönelik deneyler yapılıyor. Gerek bilim çevreleri, gerek üst düzey yetkililer aynı zamanda Türkiye`de de bu alanda çalışmaların başlaması konusunda görüş birliğine varıyorlar.

 

CIA mecliste

 

TBMM gündeminde de bir soru önergesi tartışılıyordu. Önergeyi hazırlayan CHP İzmir Milletvekili Kemal Anadol, The Guardian gazetesinin haberine dayanarak verdiği soru önergesinde, CIA`nın Türkiye`de işkence merkezinin olup olmadığını sordu. Konu ile  ilgili açıklama yapan Dış İşleri Bakanı Abdullah Gül ise önergeye şu  yanıtı verdi; Türkiye`de CIA`nın sorgu merkezinin olması mümkün değildir.

 

Konu ile ilgili görüşlerini aldığımız CHP Milletvekili Kemal  Anadol ise, cevabı tatmin edici bulmadığını ve hükümetin ABD’nin avukatlığını yaptığını söyledi. Anadol; Önergeye verilen  yanıt tatmin edici değil. Konu örtbas edilmeye çalışılıyor. Verilen  cevap metnini incelediğiniz zaman alt maddelerde, hükümetin tamamen ABD avukatlığını yaptığını görebilirsiniz. Konu örtbas edilmeye çalışılıyor dedi. Ayrıca, bu gibi faaliyetlerin gizli

yürütülmesi nedeniyle bilgi ya da belgelere ulaşılamayacağına dikkat çeken Anadol, konu ile ilgili bilgisi olanların destek vermesi durumunda

olayı araştırmaya devam edeceğini söyledi.

 

Yüzlerce mağdur.

 

Sadece ABD ve diğer ülkelerde değil, Türkiye`de de beyin kontrol operasyonlarında kullanıldıkları iddiası ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi`ne başvuranların sayısı yüzü geçiyor. Hatta ABD mahkemelerine başvuran Akwei, iddiasını kanıtlayarak 750.000 dolar tazminat almaya hak kazandı. John St. Clair Akwei, 1996 yılında Amerikan Ulusal Güvenlik (NSA) tarafından uygulanan `sinyal istihbaratı` ile sürekli takip edildiğini ve psikolojik işkence gördüğünü, yüzlerce sayfalık raporla kanıtladı. Bunun yanında  ABD güvenlik birimlerinde çalışan bazı askerlerin de, bilgileri olmadan denek olarak kullanıldıkları, yıllar sonra anlaşıldı.

 

Nöro - Elektromanyetik silahların etkileri.

 

Nöro-elektromanyetik silahların insan üzerinde kullanılmasıyla ortaya çıkan etkiler, silahların geliştirilmesinden habersizce  denek olarak kullanılanları n psikolojik yardıma ihtiyaç duymalarıyla ortaya çıktı. Bu etkilerin bazıları şöyle;

 

- Hafıza kaybı ve davranış bozuklukları

- Duyulan sesin yönü, şiddeti ve içeriğinin değişmesi

- Göz kapaklarını denetleyerek konuşmanın bozulması

- Şiddetli kalp çarpıntısı

- Zahmetli işler sırasında omuzların ve kolların zorlanarak kazalara neden olması

- Bir şey yaparken, dirseklerin dürtüklenmesi ve işe engel olması

- Bacaklarda ağrı ve gereksiz hareketlenme, sağ ve sola sallanma ve aşırı serleşme

- Ayağın zor ulaşılan yerlerinde kaşınma ve kızarma

- Sırttaki büyük kaslarda kasılmalar

- El hareketlerinin kontrol edilememesi

- Düşüncelerin okunması ve dışarıdan düşünce iletilmesi

- Rüyaların denetlenmesi

- Hareket eden hayali görüntülerin görünmesi

- Göz kapaklarının sürekli açık tutulması

- Sürekli kulak çınlaması

- Çene ve dişlerin bir neden yokken titremesi

 

Kaynak: ÖZEL BÜRO – ZİHİN KONTROL TEKNOLOJİLERİ BAŞKANLIĞI


  Editör :  TORLAKON

3866 Kişi Tarafından Okundu.

Yazdır Yorum Ekle Tavsiye
 
1 2 3 4 5   Bu Habere Toplam 85 Puan Verildi
 Kaynak :  TÜRK FİLOZOF TORLAKON

 Kategori ¬ TORLAKONDAN

  Yorum ( 1 )   

 mehmet koska

Tarih : 22.02.2009 00:00:44  

  KORUNMA NASIL OLACAK PEKİ

Kayıtlı İp:


site yayıcıları ve editörlerıne bu konuyu yayarak bilgilendirdikleri için teşekkürler ancak bu konudan soonra herkesin aklına gelen şeyi sormak istiyorum bundan beynimizi yada gelen sinyallerden kendimizi koruma nasıl yapılıyor bu konu ile ilgili bir makale yayınlarsanız seviniriz yani bu konu karşısında uygulayan kişinin karşısında caresizmıyız saygılarımla tesekkur edıyorum
  Sayfalar : İlk Sayfa - [1] - Son Sayfa

 Bu Kateoriye Ait Diğer Başlıklar

 
 
 

 Duyuru
  DEĞERLİ CANLAR MERHABA Torlakon ocağı, Türk Milletinin ve insanlığın bekâsı için tütmektedir. Nefesi olmak istiyorum, kâlbi vatan için atanın; sesi olmak istiyorum, toprakta kefensiz yatanın(TORLAKON)  

 
Henüz Haberlere Puan Verilmemiş..
 
Bugün için Haber Eklenmedi.
Bu Hafta içinde Haber Eklenmedi.
Bu Ay içinde Haber Eklenmedi.
 
 Takvim
 
 Ziyaretçi İstatistikleri
   
 Online : 7
 Bugün : 29
 Dün : 237
 Toplam : 675799
 Ip No : 54.81.102.236
     
 
 Vatan Size Minnettar
 

 
 Son Haberler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi
 
 Popüler Haberler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi.
 
 Döviz Bilgileri

  Döviz Alış Satış
  Dolar 4.8000 4.8086
  Euro 4.2606 4.2888
 
 Hava Durumu



 
 Reklam



 

 



 
 

   © Copyright - 2008- TÜRK FİLOZOF TORLAKON - Tüm Hakları Saklıdır. 

TÜRK FİLOZOF TORLAKON

 Çilem.Net altyapısını kullanmaktadır.